DR. SEVDA SARIKAYA / sevda.sarikaya@stargazete.com
Davranış bilimleri üzerine birçok önemli çalışması bulunan Lancaster Üniversitesi profesörlerinden Eyal Winter'ın The Conversation için hazırladığı derleme bu hafta okuduğum, dikkatimi celbeden makalelerden birisi oldu. İnsanları sürekli pozitif düşünmeye zorlayan bir sistem içerisinde yaşıyoruz. Pozitif düşünmenin ne kadar faydalı olduğu, devamlı 'pozitif düşünmeliyim' diye zorlamanın 'pembe fili düşünme!' gibi ters bir etki yaratıp negatife itip itmeyeceği, negatif düşünmenin de aslında o kadar kötü olmadığını kaleme alan, kendi araştırmalarından derlediği yazıyı bu hafta sizlere özetleyeceğim.
Acı ve travmalardan ziyade mutluluğa odaklanmanın daha sağlıklı bir yaklaşım olduğu yönünde bir görüş var. Pozitif psikoloji olarak bilinen bu yaklaşım sadece psikologların değil, sosyal bilimler çalışanlarının, yeni jenerasyon terapistlerin de gözdesi. Bunu başarabilmek için en çok önerilen, anı yaşamak, yaşadığı anı en iyi şekilde geçirmeye çabalamak oluyor. Bu şekilde zihin sağlığı açısından fazlası zarar olan üç ana duygunun azaltılması amaçlanıyor; pişmanlık, öfke ve endişe. Pişmanlık ve öfke geçmişte yaşadıklarımıza, endişe ise genellikle gelecekle ilgili düşüncelerimize karşı hissediliyor. Bu nedenle anda kalarak ve anın tadını çıkararak bu üç duygunun zararlı etkilerinden korunulması amaçlanıyor.
Peki, bu ne kadar doğru? Evrimsel süreçler düşünüldüğünde, insan psikolojisi hem geçmiş hem gelecekle kopmaz bağlar içerisinde değerlendirilmelidir. Diğer türler içgüdü ve reflekslerle hayattaki devamlılığını sağlarken, insanoğlu geçmişten öğrendikleri ve gelecekteki planları ile yaşamda tutunur. Örneğin pişmanlık, geçmişte yaşadığımız bir olaydaki tutumumuzdan dolayı hissettiğimiz acıyı bize hatırlatarak tekrar aynı hataya düşmememizi sağlar. Aslında dozunda yaşanması gereken bir duygudur ve yaşam için gereklidir. Aynı şey endişe için de geçerli. Hatta dozunda endişe hayatta kalmamız için en elzem duygulardan birisidir. Eğer endişe olmasa sınavlara yeterince hazırlanmaz eğitimimizi tamamlamak için çaba göstermeyiz. Ya da işimizi kaybedeceğimiz endişesi olmasa işi olması gerektiği gibi sürdürmeyebiliriz. Gelecek endişemiz olmasa şimdiden bunun için hazırlık yapmayız. Ya da büyük çaba gösterdiğimiz işlerin gelecekte bize kazandıracaklarını bilmesek motive olmayız ve yarım bırakabiliriz. Bunların hepsi için endişe çok önemlidir. Öfke de aynı şekilde dozunda olduğunda yararımızadır. Bizi çevremizdekiler tarafından istismar edilmekten korur ve ilgi alanlarımıza saygı duyulmasını sağlar. Burada Eyal Winter kendisinin ve arkadaşlarının yaptığı birkaç çalışma sonucundan bahsetmiş. Bir yazıya sığmayacağından detaylara başka gün gireriz.
Negatif duygudurumun insanları daha az kandırılabilir, daha fazla şüpheyle yaklaşabilir yaptığından dolayı, bazı durumlarda faydalı olabileceğini gösteren çalışmalar var. Örneğin her söylenene inandığınızda, ya da paranızı iyi niyetle mantıksız yatırımlar için kullandığınızda zarar görürsünüz. Şüpheyle yaklaşmak sizi bu durumlarda zarar görmekten korur. Defansif pesimizim adı verilen yaklaşımın anksiyetesi yüksek insanların olaylara sakin yaklaşmasını sağladığını gösteren çalışmalar var. Defansif pesimizm sayesinde beklentiler düşük tutulduğunda, her türlü sonuca hazırlıklı olunacağı için daha az kaygı yaşanır. Buna sınavları örnek verebiliriz. 'Mutlaka 90'ın üzerinde not almalıyım!' yerine '70 alabilirim dünyanın sonu değil' gibi bir set koyduklarında daha az kaygı yaşarlar. Ayrıca sürekli pozitif düşünmemiz gerektiği baskısı kaygıyı daha da artıran, yapamadığımızda kendimizi başarısız hissettiren bir durumdur. Her duyguyu dozunda yaşamak insan olmanın gereğidir.