Müzisyen Ali İnsan: Bestelerimin temelinde Anadolu ezgileri var

Genç müzisyen Ali İnsan: ''Ne kadar yurtdışında yaşıyor ve Klasik Batı Müziği eğitimi alıyor olsam da ben Anadolu türküleriyle büyüdüm. Asıl amacım da Klasik Batı Müziği'ni Anadolu türküleriyle harmanlamak... Bestelerimi yaparken daima Anadolu ezgilerini örnek alıyorum, Klasik Batı Müziği veya modern pop ile bu ezgileri harmanlamaya çalışıyorum.''

ALİ DEMİRTAŞ / ali.demirtas@aksam.com.tr

Ali İnsan, ailesiyle birlikte Almanya'nın Mannheim kentinde yaşıyor. Orada doğup büyüdü, eğitimini de orada sürdürüyor. Tanıyanlarınız vardır belki ama bilmeyenleriniz için çok özel bir yetenek Ali. Kemanı çok iyi çalmasının yanı sıra sahip olduğu ses onu ezber yetenek kavramının direkt dışına atıyor. 17 yaşında, hani derler ya pırıl pırıl bir genç, işte öyle. Ezberden söylemiyorum bunları. Şöyle ki, kendisi geçtiğimiz günlerde 6. Çocuk Gençlik ve Sanat Bienali kapsamında Kadıköy İskelesi'nde vereceği konser nedeniyle İstanbul'a geldi. Ben de bu özel yetenek ile hem tanışmak hem de ortaya kalıcı bir röportaj bırakmak adına soluğu bienal merkezinde aldım. Enerjisi, üslubu, efendiliği ve sorularıma verdiği samimi ve kendinden emin yanıtları ses yeteneğini dahi hemen geride bıraktı benim için. Ya da belki böyle yetenekli bir gencin bu denli sakin ve sanki bunun hiç de farkında olmayan tavrı nedeniyle de söylüyor olabilirim bunları. Neyse, şimdi sizi sohbetimizle baş başa bırakıyorum. Buyurun, Ali'yi tanıyın, şimdiden...

ALMANYA'DA ANADOLU TÜRKÜLERİYLE BÜYÜDÜM

Almanya'dan İstanbul'a konser için geldin, hoş geldin. Heyecanlı mısın, uçakta gelirken neler hayal ettin bu konserle ilgili?

Evet uçakta gelirken çeşitli hayaller kurdum. Bu benim açık havada ve deniz kenarında ilk konserim olacağı için çok mutluyum. Aynı zamanda nasıl bir atmosfer olacağını da çok merak ediyorum. Çok coşkulu bir ortam olacağını hayal ediyorum. Denizden gelen hava ve doğanın etkisi de benim için çok önemli. Doğayı seven bir insanım. Ayrıca bu konser deneyiminin bana çok değişik geleceğini düşünüyorum.

Türkiye'de konser veriyor olmak, senin için başka ülkelerde konser veriyor olmaktan daha farklı veya özel mi?

Tabii ki Türkiye'de konser veriyor olmakla ilgili ayrı bir heyecanım var. Ne kadar yurtdışında yaşıyor veya Klasik Batı Müziği eğitimi alıyor olsam da yine de ailem ve çevremden dolayı Anadolu türküleriyle büyüdüm. Ve bu türkülerin duygularını algılayıp aynı şekilde Türkiye'de dinleyicilere aktarmak çok daha güzel. Benim aslında amacım da Klasik Batı Müziği'ni biraz da Anadolu türküleriyle harmanlayıp farklı bir hale getirmek... Duyguyu da bir anlamda güçlendirip, dinleyiciye aktarmak... Benim çeşitli bestelerim var ve bu besteleri vakti geldiğinde paylaşmayı düşünüyorum. Bu besteleri yaparken de daima Anadolu ezgilerini örnek alıyorum. Bestelerimi Klasik Batı Müziği veya modern pop harmonileriyle birlikte harmanlamaya çalışıyorum. Mesela melodi olarak bestelediğim parçalarda daha çok Anadolu gırtlağında şarkılar o şekilde yapmaya çalışıyorum. Anadolu gırtlağı, yarım tonların çok olduğu, armonilerin oldukça duygu yüklü olduğu bir yapı benim için. Neşet Ertaş, Zülfi Livaneli, Aşık Veysel, Karacaoğlan, Cihat Aşkın gibi isimleri severek dinliyorum ve kendime örnek alıyorum.

AİLEM BANA DAİMA DESTEK OLDU

Biraz ailenden ve okul hayatından bahseder misin?

1 kız kardeşim var. O da müzikle uğraşıyor ve keman çalıyor. Biraz benden etkilendiğini düşünüyorum. Ailem hayatım boyunca bana destek oldu. Müzik okuluna başladığımda da benden desteklerini hiçbir zaman esirgemediler. Aslında müzik alanında kendimi geliştirmek için attığım her adımda ailem yanımda oldu. Zaten ailemin desteği ve ana okulu öğretmenlerimin farkındalığı ve yönlendirmesiyle müziğe başladım. Almanya'da okullar başarı derecesine göre birkaç kategoriye ayrılıyor. Şu an ben en iyi kategoriye mensup 'Gymnasium' dereceli bir okulda öğrenim görüyorum. Burada dersleri iyi olan öğrenciler öğrenim görüyor. 12. sınıf öğrencisiyim. Sonra zaten üniversite okumaya başlayacağım. Bütün dersleri görüyorum. Ama seçmeli olarak seçtiğim dersler var, Almanca, biyoloji ve müzik dersi gibi. Biyolojiyi seviyorum. Tıpla ilgili konular da ilgimi çekiyor. Fizik veya kimya pek sevdiğim alanlar da değil açıkçası.

MÜZİK DEĞİL HUKUK OKUYACAĞIM

Üniversitede hangi bölümde okumak istiyorsun?

Büyük ihtimalle üniversitede müzik okumayı düşünmüyorum ama tabii ki bu müziği bırakacağım anlamına gelmiyor kesinlikle. Üniversite eğitimimde hukuk bölümünde okumayı düşünüyorum. Çünkü konuşmak, tartışmak ve problemleri bu yolla çözmek benim çok hoşuma gidiyor. Hukuk alanının benim yaşam tarzıma da çok uygun bir meslek olacağını düşünüyorum. Müzik benim hayatımın büyük bir parçası, bu nedenle hobi demek yetersiz kalır. Eğer gerçekten bir hukukçu olursam o zaman müziği de hayatımda hukuk gibi konumlandırabileceğim. Tabii zamanım da buna elverirse... İnşallah bu konuda başarılı olabilirim. Ama kesinlikle hiçbir zaman müziği bırakmayacağım. Müziği çok seviyorum ve bu alanda başarılı bir şekilde okulumu aksatmadan ilerlemek istiyorum. Müziğin içinde olmaktan ve onu yaratmaktan inanılmaz keyif alıyorum. Müziği çalmanın ötesinde müziğin içindeki derin anlamı yakalamak benim için çok önemli. İleride insana dair, doğaya dair, varoluşa dair hissettiklerimi, düşündüklerimi bestelerimle ve kendime ait sesimle duyurabilen bir sanatçı olabilmek istiyorum. Bunları genç nesil ile paylaşmak ve onlara da motivasyon kaynağı olmak istiyorum. Temennim gelecekteki Ali'nin, zengin Anadolu kültürüne, değerlerine bağlı ve dünyadaki tüm kültürlere saygılı, her zaman güzel şeylerden ilham alarak sanatına yön veren, hayallerini yaşayan, İnsanları, doğayı, hayvanları seven, kimseyi kırmayan, şiddetin her türlüsünden nefret eden, eşitliğe, barışa, sevgiye çok önem veren, öğrenmeye, yeni fikirlere, değişime açık olan bir yaşam tarzına, sahip olarak kalması...

Bize bir gününün nasıl geçtiğinden bahseder misin?

Sabah kalkıyorum ve 07.45'te okula gidiyorum. Okul bu sene son yıl, üniversite hazırlık sınavları var. Bu nedenle akşama doğru 16.00-1700 gibi okulum bitiyor ve eve geliyorum. Eğer zamanım varsa yemeğimi yedikten sonra bisikletle müzik okuluma gidiyorum. Dersim bittikten sonra 21.00 gibi eve dönüyorum. Her günüm böyle olmasa da çoğunluk rutinim genellikle böyle. Sosyal olarak çok zamanım olmasa da zaman buldukça spor yapıyorum. Onun dışında arkadaşlarımla görüşmeye çalışıyorum. Daha çok Alman arkadaşım olsa da Türk arkadaşlarım da var.

KENDİMİ ALMANYA'DA YAŞAYAN TÜRK SANATÇI OLARAK KONUMLANDIRIYORUM

Peki Ali hukuk mesleğini bir kenara koyarsak, sen kendini gelecekte nasıl ve nerede konumlandırıyorsun bir sanatçı olarak?

Kendimi Almanya'da bir Türk sanatçı olarak görüyorum diyebilirim. Çünkü hem Alman kültüründen esinleniyorum hem de iki müzik stiliyle büyüdüm, Türk ve Alman olarak... İkisinden de beslendiğim için bu nedenle kendimi Almanya'da bir Türk sanatçı olarak görüyorum.

Bizimle paylaşmak istediğin başka bir konu var mı?

Evet var. Ben her çocuğun özel bir yeteneği olduğuna inanıyorum. Ancak bu yeteneği keşfetmek de ailelere düşüyor. Tabii ailenin desteği dışında devlet desteği de çok önemli. Türkiye'de pek çok aile çeşitli nedenlerle çocuklarını sosyal aktivitelere yönlendiremiyor. Hal böyle olunca birçok yetenek de kaybolup gidiyor. Eğer her çocuk kendi yeteneğine yönelirse, o zaman onun hayatı daha huzurlu, neşeli, dengeli ve iyi olur. Ben buna inanıyorum. Bir de Türkiye'de şöyle bir algı var, örneğin mimari alanda yeteneği olan bir genç bile sırf gelecekte daha çok para kazansın diye tıp alanına yönlendiriliyor. Bunu doğru bulmuyorum. Sonuçta bir insan hayatı boyunca sevmediği bir mesleği yapmak zorunda bırakılmamalı.

ORADA DOĞUP BÜYÜDÜM FAKAT YİNE DE 'YABANCIYIM'

Almanya'da konser veriyor musun sık sık? Ve oradaki kültür yöneticileri seninle iletişimde mi, çeşitli iş birlikleri oluyor mu Alman müzisyenlerle?

Almanya'da kültürel aktiviteler oluyor. Konserler de çok oluyor Klasik Batı Müziği alanında. Ben bu konserlere soprano sesimle katılıyorum. En son 1 ay önce bir klasik müzik konserine katıldım. Çeşitli öğrencilerin ve müzisyenlerin yer aldığı bir konserdi bu. Konserlerin ardından daima olumlu geri dönüşler alıyorum. Konser sonunda bir Alman gelip beni tebrik edebiliyor, 'Duyguyu çok güzel aktardın' diyor. Almanca'da Klasik Batı Müziği eserleri de seslendiriyorum. Çünkü Almanlar için klasik müzikte duygu geçişi çok önemli. Duyguyu aktarabilirseniz dinleyiciye de etkileniyor. Ancak ne kadar orada doğup büyümüş olsam da ben bir yabancıyım. Açıkçası bu röportajda bunu söylemek istedim. Orada doğdum ve yaşıyorum, orada eğitim alıyorum. Elbette çok da destek gördüm. Sonuçta kendimi orada geliştirdim. 'Tüm Almanlar böyle' diye bir şey demiyorum ama benim de karşılaştığım bazı şeyler var. Şiddetli değil belki ama pasif ırkçılık söz konusu. Örnek vereyim, okulumuzda panoya yarışmada birinci olanların ismi yazılıyordu. Yerel çapta derece alan öğrencilerin ismini yazmışlar ama Almanya çapında birinci olduğumda ve Mozart Ödülü'nü aldığımda benim ismim orada hiçbir zaman yazılmadı. İlk başta bir şey demedik, belki unutulmuştur diye. Ama sonra gidip sorduk. Cevap olaraksa unuttuklarını söylediler. Ama bir kişinin unutulması da biraz garip diye düşündüm. Ama bunların hiçbiri beni etkilemiyor. Açıkçası onları bazen anlıyorum, öyle gruplar var ki, sorunlu. Bu biraz da entegre meselesi. Onlar da ister istemez bazen herkesi aynı şekilde görebiliyorlar... Öte yandan bana 'Ne kadar güzel Almanca konuşuyorsun?' diyorlar. Ben de ister istemez kendi kendime 'Burada doğdum ve burada yaşıyorum neden güzel Almanca konuşmayayım ki?' diye soruyorum. Ya da senfoni orkestrasına gidiyorum mesela. 'Çok farklı bir kültürden geliyorsun, neden senfoni orkestrasına gidiyorsun?' diye sorular da geliyor. Türk olduğum için onlara göre bunlar bana uzak ve kültürüme uymayan şeyler... Bunlar da beni ister istemez rahatsız ediyor.