Modacı babanın modacı oğulları

ÜMİT TEMURÇİN

umittemurcin@gmail.com

Modacı bir babanın tasarım hayatının içine doğan ve modayla iç içe büyüyen iki oğlu; Raşit ve Önay Bağzıbağlı… Biri kadın, diğeri erkek sektöründe başarılı işler yapıyor... Raşit ve Önay Bağzıbağlı ile kişiye özel erkek markaları “Derviş Bağzıbağlı” üzerine konuştuk.

Tasarım hayatının zaten içinde doğdunuz ama bu tasarım kısmında yer alma isteğiniz nasıl gelişti? 

Önay Bağzıbağlı: Ben küçük yaştan beri sürekli mağazaya giden bir adamdım. 15 yaşındaydım, babam bana motosiklet aldı. Babamın başının etini yedim. Bana “mağazaya gelme” diyordu ama ben kırmızı spor bir motorla füme pantolon, üstünde blazer mağazaya giderdim. Non-stop bir iş aşkı ile mağazadaydım ama bildiğiniz sıfırdan geldim. Halkla bir giden adamım ben. Bulaşık da yıkıyordum, dükkânda paspas da yapıyordum. İşin çıraklığıyla başladım. Daha sonrasında, ilk kadın bölümüne bakmaya başladım. Bir süre sonra, kadın bölümü benim dikkatimi çekmemeye başladı. Daha sonra erkeğe yöneldim. Yaklaşık 16-17 yaşındaydım, erkek bölümünde kendi müşterilerim vardı. O zaman kişiye özel dikimle ilgileniyordum. Diğer yandan yurtdışından hazır ithal ürünler getiriyorduk, bunların satışıyla ilgileniyordum. Müşteriye bir şeyler sunuyor, farklılıklar göstermeye çalışıyorduk. Daha sonra kendimizi daha da geliştirdik. Kısa bir süre yurtdışında bulundum, insanları izledim. Özellikle erkek giyiminde neler yapıyorlar, onu gözlemledim. Erkek giyiminde idolüm; Londra oldu. Dizayn olarak ise, İtalyanlar... Kısacası 14-15 senedir işimin başındayım ve son 6 senedir müşterilerimin provalarını ben yapıyorum. Normalde prova günlerinde terzilerimizi getiriyorduk, terziler müşterilerin provasını yapıyordu, biz ise yanlarında duruyorduk. Daha sonra baktım ki; siz ne kadar yetenekli olursanız olun, günün sonunda ne iş yaparsanız yapın, bir vizyonunuzun olması lazım. Siz bir kıyafete, aynada önden bakıyorsunuz ve “çok güzel” deyip alıyorsunuz. Ama o kıyafetin arka tarafı da bizler için çok önemli. Müşteri kıyafetin arkasını görmüyor diye, 1 santimlik olayı önemsemezseniz; biri “bu kıyafeti nerede yaptırdın” diye sorduğunda, “Derviş Bağzıbağlı’da yaptırdım” der ve otomatik olarak kötü referans olur bu sizin için. Onun için biz de dedik ki; biz terzileri kesinlikle içeriye sokmayalım, bizim iğnemizden gitsinler ve biz ne dersek olsun. 

İşini yaparken yoruluyor musun?

Ö.B: Yorucu evet. Benim erkek bölümünde şöyle: Bazen Raşit sosyal medya reklamımızı yapıyor, ekstradan ilgileniyor. Benim çok fazla sosyal medya merakım yok, Raşit o yükü de omzumuzdan alıyor. Bazen mağazaya geliyor insanlar ve “biz sizi biliyoruz” diyorlar. Ben farkında bile değilim kendimin o esnada ama insan mutlu oluyor tabii insan. Bir yüreğin, kalbin okşanıyor. İşine bakış açın biraz daha farklı oluyor. 

O salon erkeğini oluştururken, tarzıyla “bu kalemden çıkmış” dedirtmeli. Aslında burada terbiye edilmiş bir ego var diyebilir miyiz?

Ö.B: Dediğin doğru. Biz, toplum olarak her şeyi çok iyi biliyoruz. Kendi işimizin haricindeki her şeyi de çok iyi biliyoruz. O mağazaya girerken, cebinizde paranız varsa; siz, o işi de modacıdan iyi biliyorsunuzdur. Ben müşterilerimden önce istedikleri şeyleri öğreniyorum, sonra onların olup olamayacağını söylüyorum.  Ondan sonra, onlara doğrusunun ne olduğunu söyleyip doğruya adapte etmeye çalışıyorum. “Sizden ricam; son provaya kadar benim yaptığım hiçbir şeye karışmayın. Son provada yanınızda kimi isterseniz çağırın. Beğenmezseniz, ben bunu atarım ve yeni baştan yaparım, yeter ki doğru olsun” diyorum. Biz maalesef modayı ve doğruyu, çizgisinden saptırmaya çok müsait hale geldik. Müşterimi her zaman doğrusuna adapte etmeye çalışıyorum. Eğer ki benim istediğimi de kabul etmeyecekse, egosu ne kadar yüksek olursa olsun onunla çalışmayı tercih etmem. Çünkü biz, müşteriye yapacağımız kıyafet onu mutlu edecek diye kendi marka çizgimizi aşağıya çekmeyiz. İnsanlar biliyor ki; Bağzıbağlı’ya geldiklerinde en iyi servisi, en iyi kumaşı ve terzi hizmetini alırlar.  Raşitçiğim, bir erkeğin gardırobunda olmazsa olmazlar nelerdir?

Raşit Bağzıbağlı: Ben smokin delisiyim. Keşke sabahtan akşama kadar smokin giysem… Mutlaka siyah, gri, lacivert takım elbise şart. Ne bileyim, çift düğmeli bir blazer olması şart. Kadınlar derler ya “giyecek hiçbir şeyim yok” diye; liste yapsalar, aslında temel parçaların olmadığını görürler. Erkekler için de aynı şey geçerli. Söylediğim gibi; siyah, füme ve lacivert, hem yazlık hem kışlık kumaştan takım elbiseler cidden kurtarıcı. Bir de eklemek istiyorum; takım elbise ceketlerini jeanler ile giyiyorlar, o da olmuyor. Tek ceketler ayrı olmalı. 

Bu sezon damatlıklarda trend nedir?Klasik ve kır düğünleri için önerebileceğiniz renkler var mı?

R.B: Ben balo salonlarında, mevsim kışsa, tartışmasız siyahtan yanayım. Eğer ki Haziran-Eylül arasıysa ve kişinin ten rengi kırık beyaza müsait ise; kırık beyaz ceket ve siyah pantolon kullanılabilir. Ben havuz başı veya deniz kenarı olan düğünlerde, kırık beyazı tercih ederim. Siyah, bana göre ahşap zemin istiyor, çimde siyah olmamalı. Siyahın asaletini, deniz ve havuz kenarında öldürmemek lazım... Bu sene azaldı ama son 3-4 senedir buz mavi ve saks tonları da moda oldu. 

BURAK ÖZÇİVİT VE MURAT YILDIRIM’IN DAMATLIĞI

Özel takım siparişlerinde kaç prova oluyor? Kumaş seçiminden son aşamaya kadar nasıl ilerliyor süreç?

R.B: İlk mağazaya geliyorlar. Çay, kahve, sohbet derken; kumaş bakıyoruz, ölçüleri alıyoruz. İlk önce bir tele provası yapıyoruz. Vücuda göre uyarlıyoruz binanın ana temelini. İkinci provada, ceketin iç astarları, kolları takılıyor. Ceketi tamamen müşterinin üzerinde görüyoruz. Normalde teslim edebilecekken, zamanımız varsa üçüncü bir provayı da yapmak istiyoruz. Bu bir el emeği, bizim de üçüncü provayı istiyor olmamız bir başarısızlık değil. Müşteri kıyafeti teslim almaya geldiğinde, ona artık bir opsiyon sunamazsın. Sen üç prova yaptıktan sonra, adam her yerine baksa da hiçbir şey bulamaz. Bu yüzden garantiye almak için üç prova yapmayı tercih ederiz.

Takımlarda da artık kravat demode oldu, neden?

R.B: İnsanlar artık kravatları düğünlerde ya da ağır davetlerde kullanıyor. Bana göre kravatsız çok çıplak duruyor kıyafet ama şu an inanılmaz derecede mendil ve renkli kemer, ayakkabı kullanımı başladı. Ben renkli örgü kemerleri çok beğeniyorum.