MERVE YILMAZ ORUÇ / merve.oruc@aksam.com.tr
Elif ve Arkadaşları, Maceracı Yüzgeçler, Eymen ile Çimen, Niloya gibi çocukların ilgiyle takip ettiği çizgi filmlerin senaristi Arzu Demirel ile ocak ayının son günlerinde bir araya gelmiştik. Senaristliğinin yanı sıra öykü kitapları da yazan Demirel ile yeni kitabı Bir Sandalım Bile Yok'u ve çalışmalarını konuştuk. Ancak Kahramanmaraş depremi ile gündemimiz değişti. Bu hafta Arzu Hanım ile yaptığımız röportajı yayına hazırlarken öğrendik ki Arzu Hanım deprem bölgesindeki çocuklar için yeni bir çizgi film senaryosu kaleme almış. Bu yeni çizgi filminin çıkış sürecini ve konusunu da bizimle paylaşan Demirel, böyle bir dönemde özellikle depremzede çocuklara izletilecek çizgi filmler ve kitaplar konusunda da uyarılar da bulundu.
KİBRİTÇİ KIZ HİÇBİR ÇOCUĞA OKUTULMAMALI
Özellikle çocuklar bu afetten çok etkilendi. Bölgede birçok faaliyet yürütülüyor onları bu psikolojiden kurtarmak için. Bu dönemde çizgi film ve kitaplar konusunda nelere dikkat edilmeli?
Böylesine bir acının merkezinden geçen çocuklara acıyı gösteren, perçinleyen şeyler izletmemeliyiz. Geçenlerde sosyal medyada soğuktan donarak ölen Kibritçi Kız hikâyesinin çocuklara hediye edildiğini gördüm. Bence böylesine acı bir hikâye hiçbir çocuğa verilmemeli. Onlara olumlu mesajları olan, umut veren, yüzlerini güldüren şeyler izletmeliyiz. Ben çizgi filmlerin ve özellikle küçük yaş gruplarına hitap eden kitapların öncelikli hedefinin her zaman eğlendirme olduğunu düşünüyorum. Çocuğun sınırsız hayal dünyasını besleyecek çizgi film ve kitaplara ihtiyacımız var. Bir de unutmamalıyız. Bu uzun bir süreç... O çocukların ve diğer tüm insanların her daim yanında olmalıyız.
Depremden kurtulan çocuklar için hazırlanan bir çizgi filmin senaryosunu kaleme aldınız. Bu süreç nasıl gelişti?
Yaşadığımız süreci tanımlamakta gerçekten zorlanıyorum. Ve böylesi tarifi mümkün olmayan acının ortasında bir çiçek gibi duruyor çocuklarımız. Depremin ilk günlerinde, Gaziantep deprem bölgesinden uzman psikolog İlkay Cengizeroğlu benimle iletişime geçti. Çocuklar için bu durumu anlatan ama bunun bir süreç ve geçici olduğunu vurgulayan bir çizgi filme ihtiyaç olduğunu belirtti. Kuş yuvası üzerinden yaşananları çocukların gözünden anlatan ve umut veren bir öykü verdiler bana. Bu öyküyü senaryo haline getirdim. Sonra yönetmen arkadaşım Fatih Songar ile hayata geçirmeye başladık. Dublajından animatörüne tüm ekip gönüllü olarak bu çizgi film üzerinde çalışıyoruz. Umarım bir nebze de olsa çocuklara iyi hissettirir. Adı Umut olacak. Konusu şöyle: Kuşların yaşadığı büyük ve güzel bir ağaç var. Kahramanımız da bu küçük kuş evlerden birinde yaşıyor. Ertesi gün okula gidecek son hazırlıklarını yapıp çantasını hazırlıyor. Camdan diğer kuş yuvasındaki arkadaşına el sallıyor. Ama gece bir gürültü tüm kuşları uyandırıyor. Tüm yuvalar yere düşüyor. Minik kuşlarımız yuvasız kalıyor. Sonra akıllarına güzel bir fikir geliyor. Arkadaşları filden yardım alarak yuvalarını yerlerine koyuyorlar. Hayat yeniden başlıyor. Çocukların içinde bulunduğu durumu onlara kuşlarla anlatan ve umut veren bir çizgi film yapmaya çalıştık. Mesajımız evet böyle bir şey oldu ama bu durumu hep birlikte aşacağız.
AİLEM İLHAM VERİYOR
Çizgi film serüveniniz nasıl başladı, neler yaptınız bugüne kadar?
Çizgi filmi izlemeyi çok severdim. Tiyatro ile de iç içeydim. Kendi oyunlarımı yazar, oynardım. Üniversitede tiyatro eğitimi aldım. Sonra reklam yazarlığı yaptım. Hâlâ ara ara yapıyorum. Ben zaten hep yazıyordum. Yaratıcılık tarafım vardı. Ancak o dönemde çizgi film sektörü gelişmiş değildi. 2008 yılından sonra hızla gelişti. Bugünlerde böyle bir sıkıntı yok. Çünkü üniversitelerde animasyon bölümleri var. Bir sürü programı var. Sektörün gelişmesinde TRT Çocuk'un payı çok büyük. Güvenli bir ekran. Ben çocuğumu rahatlıkla bu ekranın karşısında bırakıyorum. Çok güzel çizgi filmler yapmaya başladık. Rafadan Tayfa'yı ve Nasreddin Hoca'yı çocuğumla birlikte severek izliyorum. Özellikle Nasreddin Hoca gibi bizden bir karakteri, kültürü ekrana taşımak çok kıymetli. TRT Çocuk açılınca ben de elimdeki öyküleri yapımcılar ve kanalla paylaşmaya başladım. Birçok kez kapıdan geri döndüm. Sonra Arda ile Ceren kabul aldı. Alfabeyi öğreten bir çizgi filmdi. Sonra Niloya'yı yaptım. O süreçte Pepe ve Kayyu vardı. Ona bir erkek rakip aranıyordu ancak ben inatla bir kız karakter yapmak istedim. 2012 yılında ilk kez yayınlandı. Sonra Maceracı Yüzgeçler çizgi dizisini yaptım. Onun kitlesi yaş olarak daha büyüktü. Her karakterinin fanı vardı. Onun kitaplarını da çıkardım. TRT Çocuk'ta yayınlanan Elif ve Arkadaşlarını da ben yazıyorum. O da anaokulu çağındaki çocuklara hitap ediyor. Şimdi bir sinema filmi de çıkacak. Filmin senaristlerinden biriyim. Elif ve Arkadaşları'nı hem annelerin hem de çocukların okul sürecini kolaylaştırmak adına yazdım. Benim de bir oğlum var. Okula giderken biz de sıkıntılar çektik. Okula gidişi eğlenceli hale getirerek yazmaya çalıştım. Devam eden çizgi filmlerimden diğeri de Eymen ile Çimen. Yeni bir yapım. 3 yaşa hitap eden bir çizgi film. Bunu Siyah Martı ile beraber yapıyoruz. Sadece senaryo yazmak ile bitmiyor animasyon işi. Karakterleri, mekânı da ben tarif ediyorum. Tabii ekip işi bu.
Hikâyeler nasıl çıkıyor ortaya?
Senaryoları yazarken kendi yaşamımdan, çevremdeki çocuklardan, gezdiğim yerlerden, ailemden ilham alıyorum. İyi bir gözlemciyim ve gezdiğim yerlerden hafızama birçok şey kaydediyorum. Edebiyat da bana yol gösteriyor. Okumayı çok severim. Çizgi dizi yazarı aynı zamanda çok iyi bir öykü anlatıcısıdır. Bazen yazamadığımda okurum. İlham almasam da kalemim, zihnim açılır. Niloya'yı yeğenimden ilham alarak yazmıştım. Mekân tasvirinde çocukluğumun geçtiği Küçükçekmece'nin etkisi oldu. O zamanlar orada göl vardı. Ağaçlar içinde hayvanlar arasında büyüdüm. Orada geçen hikâyelerin bir kısmı benim yaşadıklarım.
EKRANDAN KORUYAMAYIZ AMA EKRANI ÖĞRETEBİLİRİZ
Sizin önceliğiniz içeriğin eğlenceli olması mı, öğretici olması mı?
Senaryoyu yazarken ilk amacım eğlence. Çizgi film eğlence sanatıdır. Eğlendirmekten kastım da her zaman güldürmek değil. İzleyici kendinden bir şeyler bulmalı. Niloya ile Eymen ve Çimen'e baktığınızda ilk hedef eğlendirmek ama arka planda birçok şey öğretiyor. Elif ve Arkadaşları'nda eğitici yanı ön planda olmasına rağmen karakterler ne öğreniyorsa eğlenerek öğreniyor aslında.
Çizgi film tercihlerinde ebeveynlere önerileriniz olur mu?
Annelerin çocuklarına çizgi film seçerken dikkat etmesi gereken en önemli noktalardan biri çocuğu eğlendirmesi ve onu harekete geçirmesi. Özellikle 3 yaş sonrası çocuklar ekrana kilitleniyorsa bu sıkıntılı. Senaryoyu yazarken amacımız çocuğu harekete geçirmek ve izlerken ya da çizgi film bittikten sonra oyun oynamasını ya da harekete geçirmesini sağlamak. Mesela izlediği filmin şarkılarını ezberliyorsa bu güzel bir şey. Benim kanaatim yaş büyüdükçe çocuğu koruyamazsın. O bir birey ve seçme özgürlüğü olacak. Bu yüzden 2-3 yaşlarından itibaren çocuklara eleştirel düşünmeyi öğretmemiz lâzım. Çocuklarla kitap okurken karakterler üzerinden sorular sormalıyız. Eleştirel düşünmeyi öğrenen bir çocuk çizgi filmleri de sorgular ve masum olmayanı algılar. Şimdiki çocuklar çok zeki. Çocuğa hayır, izleme dediğimizde bu ters teper. Hayır demek orada keşfedilmeyi bekleyen bir şey var demektir. Bu yüzden onları ekrandan koruyamasak da ekranı okumayı öğretebiliriz.
DOĞAYLA İÇ İÇE KARAKTERLER YAZIYORUM
Yeni çalışmalarınız var mı?
Eymen ile Çimen'in yeni sezonunu yazıyorum. İlk sezon 13 bölümdü. 10'ar dakika sürüyor. Yeni bölümlerde patene binecek, gölgeleri keşfedecek, hayvanlar ile tanışacak ve hayal dünyalarını geliştirecekler. Yazdığım çizgi filmlerde tekerlekli araçlar hep var. Niloya, Eymen, Elif ya patene ya bisiklete biner. Yüzgeçlerin bile kaykayı var. Çünkü ben çocukken bunlara çok binerdim. Karakterlerim ekrandan uzak duran ve doğada yaşayan çocuklar. Çünkü insan doğaya yaklaştıkça özünü bulur. O yüzden olabildiğince doğal ortamlar tasarlıyorum. Bilimsel konulardan bahsediyorum. Özellikle Elif ve Arkadaşları'nda okul müfredatına göre yazıyorum. Ayrıca yeni bir sinema filmi üzerinde çalışıyorum. 7 yaş üzeri için olacak. Distopik bir tarafı var. Belki öncesinde çizgi romanını yaparım. Böylece karakterler tanınıyor. Acelem yok. Hatta karakterleri de kendim çizmeye başladım. Baş karakterim yine bir kız çocuğu olacak.
ANNE OLUNCA HASSASİYETİM ARTTI
Ne zamandır öykü yazıyorsunuz? Yeni kitabınız Bir Sandalım Bile Yok'dan bahsedelim biraz...
Uzun zamandır yazıyorum ama öykülerim genelde çizgi filme evrildi. Bir Sandalım Bile Yok öykü kitabının bendeki yeri farklı. Oğlumla yaşadığım bir günü yazdım. Yağmurlu bir bahar günüydü. Annemlerdeydik. Teoman 2 yaşında. Tutturdu parka gidelim diye. Ama nasıl yağmur yağıyor. İkna edemiyoruz. Ondan sonra evde oyun alanı oluşturdum. İki saat evde oyun oynadık. Güzel bir anı idi. O günün hikâyesi oldu bu da. Resimleri de oğlumla beraber çizdik. Hikâyeyi de onunla düzenledik. Bu kitabı çıkarmak için bekliyorum birkaç yıldır. Zamanı şimdiymiş.
Çocuğunuz olduktan sonra kaleminiz değişti mi?
Evet kalemim, bakış açım değişti. Niloya'nın ilk yüz bölümünü sanırım anne olmadan önce yazdım. Bazı istek ve talepler geliyordu. "Anne olunca anlarsın" diyenler olurdu. Kızardım. Ama büyük konuşmuşum bunu anladım. Teoman benim çizgi film süreçlerimi yakından takip ediyor. Bazen hikâyeyi okuyorum ve onun tepkilerine göre şekillendiriyorum. Bazen de animatikleri izliyor ve revize veriyor bana. TV'den de izliyor çizgi filmleri. Niloya'da armutlu bir bölüm vardı. Mete ile Niloya armudu yemek için yarışırken Niloya'nın abisi gelip yiyordu. Onlar ne için yarıştıklarını bile unutmuşken armudu yiyemedikleri için de üzülmüşlerdi. Bir gün Teoman uykusundan uyandı ve Mete armudu yiyemedi diye ağlamaya başladı. O an şunu fark ettim ki karakter kendini gerçekleştiremeyince çocuk izleyici rahatlamıyor. O bölümün pedagojik açıdan herhangi bir sıkıntısı yoktu. Bunu anlamak için anne hassasiyeti gerekiyordu. O olaydan sonra okul öncesi dönemlerde yazdıklarıma daha da dikkat etmeye başladım.