MERVE YILMAZ ORUÇ / merve.oruc@aksam.com.tr
"Eski kökler, yeni yapraklar "diyerek söze başlıyor Coşkun Karademir... Geleneksel müziğe sahip çıkarak bugünün dünyasıyla harmanlayan projeleri ile adından söz ettiren sanatçı yeni bir proje albüm ile müzikseverlerin karşısına çıktı, geçen ay. Kâfi adlı albümünü konuştuğumuz Karademir ile röportajımızı depremden dolayı ertelemiştik. Bugün hem yeni bir haber hem de söyleşimiz ile karşınızdayız. Karademir, 11 Mart Cumartesi günü depremzedeler için KOMA'da bir konser verecek. Kadim türkülerden, deyişlerden ve nefeslerden oluşan bu özel repertuarında Karademir'e gitarda Şeyhmus Fidan, dudukta Emre Sınanmış eşlik edecek. Konser gelirleri afet bölgesinde yardımlaşmak üzere ilgili platformlara bağışlanacak. Destek olmak isteyenler biletlere https://www.biletix.com/etkinlik/2KM19/TURKIYE/tr 'adresinden ulaşabilir.
MUHAFAZA ETME DÜRTÜSÜ HEP VAR
Kâfi albümün çıkış noktasından ve isminden bahseden Karademir , "Bütün albümlerimde üretme dürtüm aynı. Müzisyen olmamın getirdiği bir hayal gücü ve aranjörlük yapmamın getirdiği bir farklı hazine var. Geleneksel eserleri bazen akustik formatlarda bazen de trio projelerle müzikseverler ile buluşturuyorum. Ve var olan üretim ortalamasından farklı bir söz söylemeye çalıştım. Dinleyicilerin her durakta bulamayacağı sadece bana uğradıklarında dinleyebilecekleri farklı bir seda peşindeyim. Kâfi de yine bu tarz bir fikrin ve dürtünün getirdiği bir ürün. Elektronik müzik dünyasıyla hem geleneksel yapıtları hem de enstrümanı temas ettirmek istedim. Kâfi ismine gelirsek bu çalışmayı yaparken hep 'Bu kadarı kafi mi?' diye düşündüm. Bir kaygı vardı. Çünkü malzemem geleneksel türküler ve bana ait eserler değil. Böyle olunca da her zaman bir tedirginlik oluyor. Kendinize ait bir beste olsa daha özgür olabilirsiniz. Bu noktada da içimde hep şu soru oldu, 'Bu kadarı yeterli mi?' Çünkü elektronik müzik uçsuz bucaksız. Bu düşünce kişisel bir frendi aslında. Yaptığımız işlerde ne kadar özgün sözler söylemeye çalışırsak çalışalım hep bir muhafaza etme dürtüsü var. Hayal gücü ile bu muhafaza noktasını belli ölçüde tutmaya çalışıyorum. Okuma biçimlerine baktığınızda bir farklılık yok. Tek fark sesin dışındaki noktalarda." şeklinde konuştu.
Beş şarkılık albümde dinleyiciler Mahzuni Şerifi, Neşet Ertaş'ı ve Muhlis Akarsu'yu duyacak. Bu isimlerin kendi müziği açısından çok önemli olduğunu dile getiren Karademir, "Her konserimde onlardan eserler okurum. Onun dışında Akşam Olur Karanlığa Kalırsın adlı anonim şarkıyı seçtim. Son parça da Aşık Seyrani'ye ait. Özellikle seçtim bu eserleri. Özel bir şey söylüyorum. Yine özel isimler bana arka çıksın istedim. Sonuçta âşıkların kendi icra biçimleri gelenekseldir ama gönülleri, sonsuzdur. Onlar da bu eserlerin herkese ulaşmasını isterlerdi. Ben de bu noktadan destek aldım." diyor.
YORUM KATMAK MÜZİSYENLİĞİN ŞANINDANDIR
Geleneksel müziğin yeniden yorumlanmasıyla ilgili bazı eleştirilerin olabileceğini ancak önemli olanın geleneği bugüne taşıyarak gençlere dinlettirmek olduğunun altınız çizen Karademir, "Bazı coverlar eleştiriliyor. Benimkilerde eleştirilebilir. Eleştirilmekten korksaydım eğer elime sazımı alır geleneksel yoruma devam ederdim. Ki akustik konserlerim var. Burada işin muhafaza etme tarafı var. Bir de müzisyen olarak geleneğe modern eklentiler yapabilirsiniz. Bu da işin diğer tarafı. Aslında ikisi de gelenekseli desteleyen bir durum. Bana bağlamayı elime veren dedem de konserde yanımda gitar görünce, 'Onun ne işi var' diyor. Çünkü onların gördüğü gelenek vokal ve bağlamadan ibaret. Bizler modern hayatın içinde dünyadan etkilenen şahıslarız. Biz o şarkıyı yazan değiliz, aktarıcıyız. O yüzden onlar gibi olmamız beklenemez. Muharrem Ertaş ile Neşet Ertaş aynı mı? Değil. Ama baktığımızda Neşet Ertaş da Abdal geleneğinin devamı. Neyi ne miktarda yorumlayacağımız tartışılıyor. Bizim yaptığımızda tartışmaya açık." diyor ve ekliyor, "Ben evvelden beri hikâyeyi bu şekilde kurguladığım için özgün sözler söyleme cesaretini kendimde buldum. Sevgi, saygı ve hürmet çerçevesinde kaldığımız sürece bundan korkmamamız lazım. Korkarsak sanat üretemeyiz. O yüzden bence pop müzik söyleyen de bu eserleri yorumlayabilir. Türkülerden bîhaber olan bir kitleye konser veren pop sanatçısının arada bir türkü söylemeyi tercih etmesi çok güzel bir şey. Herkes kendi duygusu ve ruhuna göre yorumlayabilir. Kimseyi memnun etmek üzerine bir şey yapamazsın. Herkesi memnun etmeye kalksaydım pop müzik yapardım. Özgün bakışlara ihtiyaç var. Birçok alternatif ve pop müzik sanatçıları ile ben de düet yapıyorum ve çok keyifli oluyor. Buray'ın Harbiye'de 5 bin kişiye verdiği konserde genç bir jenerasyon vardı. Dinleyiciler Buray ile söylediğimiz Leyla türküsünü ayakta alkışladı. Şimdi bu duruma baktığınızda hangisi başarılı. İşin özeti, gelenekseli korumak işin bir tarafı, diğer tarafı da yeni bir söz söylemek, üretmek ve yorum katmak müzisyenliğin şanındandır."
ALBÜMÜN DEVAMI KONSERLERDE
Kafi'nin aslında Ethnic Signals adlı konser projesinin bir parçası olduğuna da değinen sanatçı, neden sadece şarkıların bir kısmını müzikseverler ile paylaştığını anlattı: "15 parçalık bir repertuvar bu proje. Yarı sözlü yarı enstrümantal. İçinde daha önce başka yerde duymadığınız 5-6 tane benim enstrümantal eserim var. Bu proje ile ilgili yurt içinde ve dışında konser planım var. Belki sonradan hepsi bir albümde toplanır. Bunlar deneysel şeyler aslında. 15 tane parçayı aynı anda dinleyiciye sunmak bir şey kazandırmazdı bana da onlara da. Seyirci bu albüm ile projeyi görmüş olacak. Onlar bir değerlendirsin. Ben bir bakayım. Konserlerimde Adem Gülşen elektronik kısımları yönetecek. Bir de konserden konsere farklı enstrüman çalan arkadaşları davet edeceğiz."
Albüm kapağı da projeye uygun olmuş. Özellikle böyle bir tarz sergilediklerini dile getiren Karademir, "Kapaktaki adam ben gayrı değil. Ama kurgu var elbette. Albümün dışı içini anlatmalı. Kopuz kucağımda değil de yanda duruyor mesela. Kucağımda olsa geleneksel bir albüme işaret ederdi. Özgün bir renk seçtik. Ben böyle absürd renkleri de severim. Bilinçli yapılan bir kapaktı" diyor.
SÖZ YAZMA GİBİ BİR ÇABAM YOK
Bugüne kadar kendi tarzına uygun birçok müzik projesi yapan, enstrümantal eserler yazan Karademir'e neden söz de yazmıyorsun diye sorduk, şöyle cevapladı: "Kalemi elime aldığımda notalar ortaya çıkıyor. Söz yazmaya hiç ihtiyaç duymadım. Bunun için özellikle bir çabam yok. Yoksa kimsenin yadırgamayacağı bir dörtlük yazabilirim. Ama bizim gibi gelenekselden gelen insanlar Türkü müptelası olduğu için oradaki anlatım, derinlik ve tasavvufun etkisini gördüğümüzde ayıp diyorsun bunlar üzerine bir şey söylemek. Yunus Emre yazmış bende yazayım. Olur mu öyle şey... Özgün müzik yapan biri olsaydım kendi sözlerimi yazardım. Böyle bir gelenekten gelince gerek olmuyor. Ben zaten yeni bir şey yapıyorum. Müzik besteliyorum, aranje yapıyorum. Bu da bir söz söylemektir. Söz yazmak erlerin işi. Bir de ne yaşadık ki yazacağız. Benim yaşadıklarımdan çıkan müzik oldu. Benden çıkan bunlar.
LEYLA TÜRKÜSÜNE YENİ DÜET
Özge Borak ile Leyla türküsünde düet yapan Karademir, sevilen sanatçı ile Leyla Hanım filmi için bir araya geldiklerini anlattı: "İşin prodüksiyon kısmını çok bilmiyorum. Özge'nin başrolünde yer aldığı ve Kocaeli'nin ilk kadın belediye başkanı olan Leyla Hanım'ın hayatını anlatan bir film çekildi. Onun yapımcısı ve yönetmeni arkadaşımdı. Filmin sonunda sanırım yayınlanmak üzere Leyla Türküsünü Özge ile söyler misin diye sordular. Ben de Özge'nin müzikal yeteneğini bildiğimden kabul ettim. Çok da güzel oldu."
YENİ PROJELERE AÇIK OLUNMALI
Yaptığı müzik projelerini Türkiye'de dinleyici ile buluşturma noktasında bazı sıkıntılar yaşadığını belirten ve bir serzenişte bulunan Karademir, "Geleneksel müzik içerikli ama modern üretimler yapan sanatçıların Türkiye'de öncelikle de İstanbul'da konser mekânı sıkıntısı var. Makro ya da mikro kültür yöneticileri bu tarza uzaklar. Ana akım, popüler ve bilet satan konserler tercih ediliyor. Geleneksel bir konser yaparsan ona çağıran var. Ama özel bir proje yapıldığında karar vericilerin sıkıntıları oluyor. Bu sadece benimle ilgili bir durum değil. Mesela 2020 yılında dünyaca ünlü müzik fuarı Womex'te Öz projem ile Türkiye'yi temsil ettim. Dünya genelinde 20 konser verdim. Ama bu projenin konserini Türkiye'de veremedim. Bu anlamda bir vizyona ihtiyaç var. Üretmekte sıkıntı yok ama üretenler görülmüyor." şeklinde konuştu.