Hayatını eylem olarak geçiren ‘o kadın': Gülden Sönmez!

ABD'nin Dışişleri Bakanı Antony Blinken'ın Türkiye ziyaretinde ''İçeride bir çocuk katili var. Beni değil çocuk katilini yakalayacaksınız. Katil Blinken. 4 bin 500 çocuk öldü. Bebek katili istemiyoruz.'' diye haykıran o kadın, hayatını eylem olarak geçiren bir aktivist ve avukat Gülden Sönmez'di. Onun eylemci ruhu dün olduğu gibi bugün de gençlere hareket geçmek için ilham veriyor.

GÜLCAN TEZCAN / gulcantezcann@gmail.com

Gazze'de yaşanan soykırımın en büyük destekçilerinden ABD'nin Dışişleri Bakanı Antony Blinken hafta başında Türkiye'de mevkidaşı Hakan Fidan'ı ziyaret etti. Blinken'ın Türkiye'ye gelişi tepkilerle karşılansa da geçeceği güzergâha pankart asmak dışında etkin bir eylem gerçekleşmedi. Ancak Blinken'ın ziyareti devam ederken Dışişleri Bakanlığı'nın önünde yapılan tek kişilik protesto milyonların cesaret edemediğini yaptı.

İnsan Hakları Aktivisti ve Avukat Gülden Sönmez gözaltına alınma pahasına "İçeride bir çocuk katili var. Beni değil çocuk katilini yakalayacaksınız. Katil Blinken. 4 bin 500 çocuk öldü. Bebek katili istemiyoruz." diye haykırdı. İlk anda sosyal medyadaki haber siteleri 'bir kadın' diyerek bahsettiler servis ettikleri haberlerde O'ndan. Elbette yeni yetme yeni medyacıların onu tanıması pek mümkün değildi. Oysa o kadın, tek başına dünyanın yükünü sırtlayan nadir isimlerden biri. Mısır, Tacikistan, Suriye, Yemen, Gazze nerede mazlum varsa Gülden Sönmez oradadır. Hem hukukçu hem de aktivist kimliğiyle hakkın ve adaletin tecellisi için gayret gösterir. Bugünlerde Gazze'deki katliamın son bulması için sokaklara çıkan, eylemler yapan gençlerin de büyük ölçüde rol modelidir.

Üstelik bunu Hukukçu ve Aktivist kimliğinin çok ötesinde Müslüman olmanın gereği olarak yapıyor. Nerede bir mazlum varsa onun derdiyle dertleniyor, uluslararası arenada evrensel hukukun şaşı bakışına hakikati göstermek için mücadele ediyor. Üstelik bunu büyük bir inanç ve kararlılıkla, sonuç alana dek yapıyor. Bu ülkede tek başına Blinken'a çocuk katili diyecek kim var deseler hiç kuşkusuz pek çok kişi 'Gülden Sönmez' derdi. Ki öyle de oldu.

Geçen hafta şair, düşünce adamı Celal Fedai ile yaptığım röportajda yayına alamadığım bir soru ve bölüm vardı. "Meydanlara çıkmak pasif bir eylem biçimi midir?" diye sormuştum Fedai'ye. Cevaben "Kesinlikle. Part-time eylemci onlar. Hayatını eylem olarak geçirenler değiller. O part-time eylemcilikle bir aksiyon alınamaz. Türkiye'de temel sorun Müslüman olan bir ülkenin insanlarının bir türlü tarihi kaderlerini üstlenecek bir nefs terbiyesinden geçmemeleri. Hayatımızın bir eylem olması lâzım. Esasen bir Müslümanın hayatı baştan sona bir eylemdir. Eski Türkler İslam öncesi de bir eylem hayatı yaşıyorlardı. İlahi dinlerden onlara aktarılan fikirler vardı. Onlar buna töre diyorlardı. Törenin de anlamı dünyaya düzen vermekti. Eski Türkler İslam sonrasında töre anlayışını İslam'la kaynaştırdılar çünkü aynı şeydi ve dünyaya Müslüman olarak düzen verme fikrine ulaştılar. Dünyaya Müslüman olarak düzen de verdiler." demişti.

HAKSIZLIK KARŞISINDA SUSAMAYIZ

Avukat Gülden Sönmez, tam da Fedai'nin tarif ettiği gibi hayatını eyleme dönüştüren güçlü bir ses. Genç Öncüler dergisine 2009 yılında verdiği bir röportajında neden böyle bir duruşa sahip olduğunu şu cümlelerle anlatıyor: "Müslüman hiç kimsesi olmayıp, bütün dünya karşısında olsa bile tek başına kendisi bir şey yapabildiği müddetçe bu işin hesabını sormak, talepte bulunmak ve bunun sonuna kadar takipçisi olmak zorunda. Biz başkasını beklemek zorunda değiliz, hatamız o. Biz kendimiz, kendi hakkımız ve kendi onurumuz için mücadele etmek durumundayız. Çünkü haksızlık karşısındaki pozisyonumuz imanımızla test ediliyor. Bizim başka alternatifimiz yok. Biz İslam'ı tercih etmiş insanlar olarak haksızlık karşısında susmamak durumundayız. Şu söz bunun gerekliliğini çok iyi anlatıyor: 'Bir haksızlığa uğradığınızda, eğer hakkınızı aramazsanız, hakkınızla beraber onurunuzu ve şerefinizi de kaybedersiniz' "

İşte bu yüzden nerede bir mazlum var ise onun hakkını savunma derdiyle hareket ediyor yıllardır. Blinken'a çocuk katili diye haykırma cesaretini gösteren Avukat Gülden Sönmez, Türkiye'de dindarların en yoğun baskılara maruz kaldığı 28 Şubat günlerinden itibaren haksızlık karşısında tavizsiz bir mücadele sürdürdü. İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği'nde (MAZLUMDER) yönetici olarak görev aldı. Başörtüsü yasağı, cezaevleri, işkence ve kötü muameleye karşı müdahale ve uluslararası hukuk gibi konularda çalıştı. 2004 yılından itibaren uzun bir dönem İnsan Hak ve Hürriyetleri İnsani Yardım Vakfı'nda (İHH) yönetici olarak görev yaptı. 2009 yılında Türkiye ayağını İHH'nın organize ettiği Viva Palestina - Gazze Kara Konvoyunda ana koordinasyonunda bulundu ve Gazze'ye araç konvoyunun ulaşması ve ambargonun kırılmasını sağlayan konvoyda aktif görev aldı.

MAVİ MARMARA İLE İSRAİL ZULMÜNE ŞAHİT OLDU

2010 yılının Haziran ayında İsrail'in Gazze'ye uyguladığı ambargoyu kırmak ve Gazze'ye yardım götürmek isteyen Mavi Marmara gemisinin yolcularından biri oldu. "Rotamız Filistin Yükümüz İnsani Yardım" sloganıyla yola çıkan gemi İsrail güçleri tarafından saldırıya uğradığında gönüllülere yönelik katliamın en yakın tanıklarından oldu. Mavi Marmara'da yaşadıkları sorulduğunda "İsrail bize yaptığını Filistinlilere her gün, daha fazlasını yapıyor. Filistinliler bizim yaşadıklarımızdan çok daha ağır şeyler yaşıyor. Bir şekilde Filistinlilerin ne yaşadığını dünya bizim üzerimizden görmüş oldu. Filistinliler bizim kadar şanslı olup tüm dünyanın odaklandığı şekilde yaşadıklarını duyuramıyorlar. Sivil, sadece insani yardım taşıyan 36 ülkeden insanın olduğu bir gemide bunlar yapılıyorsa Filistinlilerin ne yaşadığını siz düşünün" diye cevapladı. Uzun yıllardır Mavi Marmara Davası'nın takipçisi olan Sönmez, Lahey'de Uluslararası Ceza Mahkemesi'nde de İsrail'i mahkum ettirmek için hukuk mücadelesi verdi. Bu anlamda Mavi Marmara Davaları, Irak, Suriye ve Yemen'deki savaş suçlarının yargılanması için evrensel yargı yetkisi çerçevesinde ve ayrıca uluslararası ceza yargı mercilerinde (Uluslararası Ceza Mahkemesi dahil olmak üzere) dosyaları bulunuyor.

AVRUPA'YA İNSAN HAKLARINI TAŞIYACAK OLANLAR MÜSLÜMANLAR

Dedim ya dünyadaki bütün mazlumlar O'nun meselesi. Suriye'deki cezaevlerinde tutulan işkence ve tecavüze maruz kalan Suriyeli kadınlar için de Vicdan Konvoyu Projesini oluşturdu. Dünyanın dört bir yanından gelen 10 bin kadının buluştuğu konvoyla Suriye sınırına gidilerek dünyanın dikkati savaş mağduru kadınlara çekildi. İnsan hakları alanında ulusal ve uluslararası birçok çalışmada görev alan Sönmez, bu alanda bir kitabın yanı sıra çok sayıda rapor ve makaleye imza attı. Türkiye İnsan Hakları Kurumu'nda ve İşkenceyi Önleme Komitesi'nde kurul üyesi olarak görev yaptı. İnsan Hakları Komisyonunda görev aldığı İstanbul Barosunun yönetimine talip olsa da şimdilik sonuç alamadı.

Batının hukuk ve adalet anlayışına yönelik eleştirilerini de dillendiren Sönmez, özellikle 28 Şubat dönemindeki hukuk mücadelelerinde neden ısrarla o davaların takipçisi olmak gerektiğini de şu cümlelerle özetlemişti. Ki bu cümleler bugün İsrail'in soykırımına Batı'nın neden sessiz kaldığının da izahı gibi: "AİHM'nin İslami bir yönü olan davalara bakışının objektif olmadığını biliyoruz. Buna rağmen başvurulması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü Avrupa'ya farklı bir insan hakları anlayışını taşıyacak olan da yine Müslümanlardır. Biz kim olursa olsun zulme karşı dururuz. Hangi dine mensup olursa olsun kimsenin haksızlığa uğramamasının teminatı olan yine bizleriz. Çünkü yeryüzünde adaletin hâkim olması için çalışan biziz. Bu sebeple Avrupa'daki mekanizmanın tam adil olmadığı ve siyasi davranıldığı, bu sorunların giderilmesi veya oranın bir çözüm mercii olması ya da olmadığının tam anlamıyla ortaya konulması bu davalarla olacak."