Fatih Yıldırım: Bu işin sırrı samimiyet

Dijital ekran ve sosyal medya radyo dinleyicisini etkilese de işinde iyi olan radyocular bu kültürün devam etmesinde önemli bir pay sahibi. Sektörde 20 yıldır yaptığı programlarla dikkat çeken Fatih Yıldırım da bu isimlerden biri. Sürekli üreten ve farklı alanlarda da kendini geliştiren Yıldırım radyoculuğun sırrını şöyle anlattı: ''En önemli şey samimiyet. Buna bakıyor dinleyici. Tabii iyi müzik de dinlemek istiyor. Bir de mizah ama onu da kantarın topuzunu kaçırmadan yapmak lazım.''

Akşam Cumartesi

Alem FM'de hafta içi her gün yayınlanan Kafa Açan Uzman ve İzlenecek Bi'şey Değil programlarıyla dinleyicileriyle buluşan Fatih Yıldırım bu hafta Akşam Cumartesi'nin konuğu oldu. 20 yıldır radyo sektöründe çalışan Yıldırım, bu kez dinleyicilerinin karşısına oyuncu olarak çıktı. TRT'nin dijital kanalı Tabii'de yayınlanan Üniversdeli dizisinde kapıcı Gıyas karakterine hayat veren Yıldırım ile hem diziyi hem de radyo yayıncılığını konuştuk.

DİNLEYİCİYE FARKLI BİR BAKIŞ SUNMAK LAZIM

Sektöre ne zaman girdiniz?

20 yıldır bu sektör içindeyim. Halam radyocuydu. Hep onu dinlerdim. Ben de yapmak istedim. Lise başlangıcı ben de bir radyoda asistanlık yaptım. Ama yayın yapmak istiyordum. İşten ayrılıp evden yayın yapmaya başladım. Tam bana göre bir iş olduğunu düşündüm. Üniversitede de radyo çalışmalarım devam etti. Yarışmalara katıldım, derece aldım. Sonra yolum İstanbul'a düştü. 2015 yılından beri de Alem Fm'deyim. Son 4-5 yıldır da sabah ve akşam programlarım devam ediyor. Umut Bezgin ile hafta içi her gün 07.00 ile 09.00 arası Kafa Açan Uzman ile tek başıma sunduğum yine hafta içi her gün 18.00 ile 20.00 saatleri arasındaki İzlenecek Bi'şey Değil ile dinleyiciyle buluşuyorum.

Dünden bugüne baktığınızda radyoculuk sektörünü nasıl değerlendiriyorsunuz? Radyolar artık sadece müzik platformu haline mi geldi?

Bazen ben de öyle düşüyorum. Ancak bazı durumlarda da radyocuların haklarının yendiğini düşünüyorum. Radyolar bir müzik kutusu haline geldi, evet. Bunda ne konuştuğunu, ne anlattığını bilmeyen radyocuların etkisi var. Ben de dinliyorum radyoyu saati söylüyor, az önce ne dinlediğini ya da ne dinleyeceğini söyleyip mikrofonu kapatıyor. Ama zaten bunu dinleyici biliyor ki! Bu tarz radyocular dinleyene bir şey katmıyor, onları heyecanlandırmıyor. Böyle olunca da radyo patronları birilerini konuşturmak, radyo programları yapmak istemiyor. Onun yerine sürekli müzik çalması daha cazip geliyor. Ama işini düzgün yapan, ne dediğini bilen, ne anlatacağını önceden planlayan, okuduğu mesajı yorumlayan yayıncıların da hakkı yenilmemeli. İş radyocuda bitiyor. Mesela bir şarkı anons edilecek değil mi, öncesinde ya da sonrasında o sanatçı ile ilgili bir konser programı varsa o söylenebilir, sosyal medyadan paylaştığı bir yazı ya da fotoğraf üzerine konuşabilir. Dinleyiciye farklı bir bakış açısı kazandırabilmek çok kıymetli.

Eskiden radyo patronunun ve dinleyicinin çok alternatifi yoktu. Bu yüzden mecburen bu tarz program yapan radyocular çalışırdı. Ama şimdi öyle değil. Artık radyoların bir sürü rakibi var. Artık daha çok işlerinin üzerine düşmeliler. Çünkü artık babam dâhil herkes yayıncı oldu. O yüzden insanların seni dinlemesi için kaliteli malzemeler sunmak lâzım. Bir de belli sınırlarımız var. Sosyal medyada ya da dijital içeriklerde RTÜK yok. Ama biz de var.

YENİ NESİL RADYOYLA YAKINLAŞTI

Peki podcast ve sesli kitap radyoyu nasıl etkiledi?

Podcast ya da sesli kitapların radyo sektörüne olumlu etki yaptığını düşünüyorum. Anadolu insanında zaten bir dinleme kültürü vardı. Yani bir anlatıcıya saygı gösterme durumu vardı. Zamanla bu dinleme kültürü de evrildi. Şimdi dinleme kültürü podcast ile yeniden geldi. İnsanlar bu alışkanlığı yeniden kazanmaya başladı. Bu dinleme alışkanlığının da yeni neslin radyo ile arasındaki mesafeyi azalttığını düşünüyorum. Ses ile iş yapmak zordur. Youtube neden bir anda büyüdü çünkü görüntü de var. Biz de sadece ses var. O yüzden anlattığın şey çok önemli. Dinlemek sıkıcı bir eylemdir. Görsel bir şey yok. Sabredeceksin ve anlatılanı hayal etmen, düşünmen lâzım. O yüzden radyo dinleyicisi kaliteli bir kitledir. Şunu da eklemek istiyorum bizim yayınlarımız da podcast olarak dinleyiciyle buluşuyor.

Sizi takip eden iyi bir dinleyici kitleniz var. Nedir bu işin sırrı?

En önemli şey samimiyet bence. Tabii iyi müzik de dinlemek istiyor. Bir de mizah ama dozunda, kantarın topuzunu kaçırmadan yapmak lâzım. Bu üç başlık önemli. Mizah konusuna dikkat etmek lâzım. Bazen bir şakayı daha önce de yapmış oluyorsun. Ama burada önemli olan onu hissettirmeden farklı bir şekilde dinleyiciye aktarmak.

MÜZİKLER ARASINDA BAĞ KURMAK RADYOCUNUN MARİFETİ

Programınız süresince çalan müzikleri siz mi seçiyorsunuz?

Normal radyo yayınlarında çalacak olan eserleri müzik direktörü seçer. Ama biz kendimiz seçiyoruz. Genel yayın yönetmeniz bize bu konuda opsiyon tanıyor. Benim için sadece iyi ve kötü müzik vardır. Müziği farklı bir kategoriye ayırmam. Yıllardır bu düşünce ile şarkıları seçerim. Yapılan çalışmalara göre kim ne dinlemek istiyorsa ona göre bir seçim yapıyormuş. O anki moduna göre bir şey seçiyor ve o tarz dinlemeye devam ediyor. Rap müzik dinlerken radyocu öyle bir geçiş yapar ki bir an da kendini Orhan Gencebay dinlerken bulursun. Bu radyocunun marifetidir. Ben sabahları bazen yayına Türk Sanat Müziği ile başlarım. Genelde şov programlarında çok tercih edilmez. Ama TSM insanların duygusunu değiştirir bazen anılara götürür. Sözleri de çok anlamlı ve mental olarak sizi düşündürür. Arkasından hemen rap çalarız. Onda da ne söylediğini çoğu zaman anlamazsın ama müziğini dinlersin.

ASIL ÖDÜL DİNLEYİCİ MESAJLARI

Meslek hayatınızda pek çok ödül de aldınız. Bu sizi motive eden bir şey mi?

Elbette insanı motive eden bir durum. Ama bu mutluluk bir gün sürüyor. Ödül kıymetli ama olmasa da olur. Benim için en güzel ödül; "70 yaşındayım sizin jenerasyona hitap etmiyorum ama beni güldürüyorsunuz." ya da "Oğlum 5 yaşında ama size bayılıyor." mesajları. Bazen de sokakta bir dinleyiciniz sizi durdurup, "8-10 yıldır sizi dinliyorum. Fotoğraf çekilelim mi?" diye sorup sizi ailesinin olduğu bir kareye alıyorsa bu paha biçilmez.

DEVAMLI ÜRETMEK İSTİYORUM

Müzik üretimi ile de ilgilisiniz. Çalışmalarınızı anlatır mısınız?

2005 yılından beri üretim yapıyorum. İlk olarak Dance eJay adında bir program vardı onunla başladım. Sonra kendime ney ve klarnet aldım, çaldım. Müzik yapım tarafını merak ettim. Ona yöneldim. Fizik mezunuyum bitirme tezim ses dalgaları, radyo vericileri üzerineydi. İşin mutfak kısmını sevdim. Evime stüdyo kurdum. Kötü işler de yaptım zamanında. Şimdi evimde kayıtlar alıyorum, mix ve masteringi kendim yapıyorum. Normalde bunların hepsi ayrı işler. Ama ben bir işin başlangıcından sonuna kadar olmayı seviyorum. En son Geçsin Kayda adlı çalışmamızı yayınladık. Şarkı sözü de yazıyorum, eşimle birlikte. Yazılmış bir sürü sözümüz var. Onları da çıkaracağız. Sürekli üretmeyi seviyorum. Üretemediğim gün kendimi kötü hissediyorum. Evdeki kırık bir saksıyı bile onarmak bana iyi geliyor. Radyoculuğun bana kattığı en önemli şey sanırım bu üretmek dürtüsü. Mesela program başlamadan bir tanıtım ya da seslendirme varsa o anda modum yükseliyor.

GIYAS, BOZUK TÜRKÇESİYLE BENİ ZORLADI

Dinleyicileriniz bu kez sizi ekranda gördü. TRT'nin dijital kanalı Tabii'de yayınlanan Üniversdeli'de rol aldınız. Oyunculuğunuz var mıydı? Projeye nasıl dâhil oldunuz?

İlkokuldan beri tiyatro içindeyim aslında. Ara ara dizilerde küçük rollerde yer aldım. Ama ilk uzun soluklu işim Üniversdeli oldum. Toplam 10 bölüm. Onun öncesi oyunculuk hikayem bir buçuk saatlik bir stand up gösterisi ile başladı. Kurgu içinde senarist arkadaşım Alphan Dikmen'i ziyaret ettim. O da bana Kulübe diye dram bir işi olduğunu ve bunda oynamak isteyip istemeyeceğimi sordu. Onun da desteğiyle kabul ettim. Bir bacağı sakat, ses tellerinde sorun olduğu için aletle konuşan karanlık birini canlandırdım. Benim için oyunculuk anlamında sert bir giriş oldu. Zor bir karakterdi. Bu henüz yayınlanmadı. Sonra komedi bir yapım çekeceğini söyledi. Benden karakter için deneme çekimi istedi. Rol için saç, bıyık uzattık. Sesini de incelt dedi. Güzel bir set süreci geçirdik.

İzlemeyenler için rolünüzden ve diziden bahseder misiniz?

Üniversdeli dizisinde bir apartman var. Burada bir dairede 8-10 tane üniversite öğrencisi yaşıyor. Onlarla birlikte öğrencilerden birinin babaannesi de kalıyor. Apartman yöneticisi eski bir eğitimci profesör. Ben de orada kapıcıyım. Gıyas karakterine hayat veriyorum. Açık öğretimden felsefe okuyorum. Hem öğrencilere hem de yöneticiye yalakalık yapıyorum. Üniversite öğrencileri de beni aralarına alsın diye uğraşıyorum. Kampüs yazan bir tshirt giyiyor. Her konuşmasını felsefe okuduğuna getiriyor. Gıyas bazen ortalığı karıştırıyor bazen de birleştiriyor. Türk halkının aşina olduğu bir karakter. Samimi, saf, cevval... Tepkileri komik, sesi çok ince ve çoğu zaman ne dediği anlaşılmıyor. bozuk bir Türkçe ile konuşuyor. Bu anlamda zorlandım. Radyocu olduğum için düzgün bir Türkçe ile konuşuyorum, dizi de tam tersi oldu.

Oyunculuk devam eder mi? Dizinin ikinci sezonu olacak mı?

İkinci sezonun olup olmayacağını bilmiyorum. Oyunculuk konusu ise radyo merkezimde olduğu sürece her işi yapabilirim. Ben olaya radyo ve diğerleri diye bakıyorum. Zaten sesimle her gün radyoda oyunculuk yapıyorum. Sadece dinleyenler beni görmüyor. Ama burada bir canlandırma yapıyoruz. Bunu yapmazsan karşı tarafa o duygu geçmez.