Dil öğrenmek tutkuya dönüşebilir mi?

Sekiz dil bilen polyglot Mustafa Erdoğan için dil öğrenmek adeta bir tutkuya dönüşmüş durumda. Bu tutkusunu sosyal medyasına da yansıtan Erdoğan hem dil öğrenmenin inceliklerini hem de bu dillerin ait olduğu kültürler hakkındaki tecrübelerini takipçileriyle paylaşıyor.

ALİ DEMİRTAŞ / ali.demirtas@aksam.com.tr

Tanıştırayım; Mustafa Erdoğan. Kendisi bir polyglot. Hemen açıklayayım, çok dilli, yani birden fazla dil bilen insanlara verilen bir isim bu. 8 dil biliyor Erdoğan. Geçen yıldan beri Güney Kore'de yaşayan Erdoğan, son 10 yılını yabancı dillere adamış. Yabancı diller ve kültürler üzerine @turkishpolyglot adlı Instagram hesabından tecrübelerini paylaşıyor takipçileriyle. "Diller dışında genel anlamda öğrenmek ve beceri kazanmak konularıyla yakından ilgiliyim. Öğrencilik yıllarımda her alanda eğitimin teorik olması beni çok rahatsız ederdi. Üniversite sınavında Türkiye derecesi yapmama rağmen hem lise hem de üniversite sürecimde hep daha farklı bir eğitim dünyasının hayalini kurdum. Şimdi bunu gerçekleştirmeye diller üzerinden başladım." diyen Erdoğan'ın diğer sorularıma cevabı da dil öğrenmek isteyenlere rehber niteliğinde.

YABANCI DİLLERE VE KÜLTÜRLERE HEP İLGİ DUYDUM

Dil öğrenme süreciniz nasıl başladı ve nasıl devam etti?

Çocukluğumdan beri yabancı dillere ve kültürlere hep ilgi duydum. Yabancı bir dil duyduğumda her zaman dikkat kesilir ve anlamasam da keyifle dinlerdim. Sonra herkes gibi uzun yıllar okulda İngilizce eğitimi aldım. Dil kurslarına gittim ve hatta özel ders aldım. Ancak tüm bunlara rağmen dili konuşamıyordum. Daha sonra ''Polyglot'' adı verilen ve çok sayıda dil bilen kişiler olduğunu öğrendim. Boğaziçi Üniversitesi'nde Avustralyalı bir hocam bu çok dillilerden birisiydi. 15 dilde konuşabiliyordu. Onu da yakından tanıdıktan sonra klasik yöntemlerle dil öğrenirken bir şeyleri yanlış yaptığımızı fark ettim. Ve Polyglot'ları araştırmaya koyuldum. Daha sonra onlar gibi dil öğrenmeye çalıştım. Ve sonuç inanılmazdı. Çok daha verimli ve hızlı öğrenilebildiğini gördüm. 2011-2012 yıllarında bunu fark etmemle beraber dil öğrenmeye dair bakış açım değişti. O günden itibaren dil öğrenmeye devam ettim. Kendi tekniklerimi, yöntemimi geliştirdim. Ve halen dil öğrenmeye devam ediyorum.

YENİ DİLLER ÖĞRENMEK BENİM İÇİN BİR TUTKU

Dil öğrenmek sizin için sanırım bir gereksinimden ziyade bir keyfe ve tutkuya dönüşmüş. Yanılıyor muyum?

Kesinlikle doğru. Dil öğrenmek benim için büyük bir tutku. Hiç bilmediğiniz bir dili, o dilin ait olduğu kültürü öğrenmek sonra insanlarla o dilde konuşabilmek inanılmaz keyifli. Ve her bir dil size yepyeni bir dünyanın kapılarını açıyor. Dünyaya karşı perspektifinizi değiştiriyor. Bir olay hakkında Fransızlar ne düşünüyor, İspanyollar ne düşünüyor, Almanların gündemi ne, Japonlar neleri farklı yapıyor gibi şeylere bir aracı olmadan kolaylıkla erişebilmek harika bir duygu. İsviçreli bilim adamları gerçekte ne söylüyor kaynağından öğrenebilmek de büyük ayrıcalık.

8 dil bilmek nasıl mümkün olabiliyor? Sanırım dünyada yaygın olan bir durum. Fakat bir Türk insanında veya Türkiye'de çok alışık olduğumuz bir şey değil. Yanılıyor muyum?

Çok yaygın diyebilir miyiz emin değilim fakat dünyada yüzlerce Polyglot var. Bunların çoğu çok dil konuşulan yerlerde yaşayan insanlar değil, dile büyük zaman ve emek vermiş kimseler. 5-10 hatta daha fazla dil öğrenmek dil öğrenmenin doğasına uygun teknikler kullanan ve yeterli emek verenler için oldukça mümkün.

ÇALIŞMA HAYATI İÇİN İKİ YABANCI DİLDEN FAZLASI ELZEM DEĞİL

Hem konuşma hem de gramer bağlamında bildiğiniz dillere ne derece hâkimsiniz?

8 dilin 5'ini ileri seviyede biliyorum. Bunlarda uzun sohbetler edebiliyor, bir stand-up gösterisi izleyebiliyorum. Kurgu olmayan kitapları, makaleleri okuyabiliyorum. Kalan üç tanesinde ve şu an öğrenmekte olduğum Korece'de daha alt seviyelerdeyim. Günlük dilde konuşabiliyorum ama bu dillere hâkim değilim.

Bunca dil bilmek iş ve sosyal hayatınızı nasıl etkiliyor?

Dil eğitimi üzerine Babilanka adında bir dijital eğitim şirketim var. Dolayısıyla işim birebir dil ile ilgili. Sosyal hayatım da aynı şekilde dillere göre şekilleniyor. Dünyanın dört bir tarafından anadillerinde iletişim kurduğum arkadaşlarım var. Örneğin Kore'de bir hafta sonunda farklı arkadaşlarımla buluştuğumda 4-5 dilde konuştuğum oluyor. Şunu not düşmek isterim, benim işim dil üzerine fakat genel olarak çok dil bilmenin iş dünyasında çok büyük artısı yok. Hem şirketler hem de girişimciler için 2 yabancı dilden fazlası gerekmiyor.

TEK TEK KELİME DEĞİL BÜTÜN OLARAK ÖĞRENİN

Dil öğrenmek hatta bildiği dillere yenilerini eklemek isteyenlere öneriniz ne olur, birkaç tüyo verir misiniz?

Öncelikle uygulaması çok kolay ancak son derece etkili bir tavsiyem şu olur: Tek tek kelime öğrenmeyin. Dilin en küçük birimini her zaman cümle veya kalıp olarak düşünün. Kalıptan kastım bir kelimesini değiştirip farklı şekillerde kullanılabileceğiniz cümlecikler. Çünkü beyin dili bu şekilde işliyor. Örneğin bir anne bebeğine sürekli "Sen acıktın mı bakayım?" diyor. Beyin bunu bir bütün olarak alıyor. Sen ve acıkmak kelimesini ayrı, -dı ekini ayrı, bakmak fiilinden 'bakayım'ı ayrı ayrı oluşturup birleştirmiyor. Almancadan örnek vereyim. "Als ich ein Kind war" yani "Ben çocukken" anlamına geliyor. Siz eğer bu kelimeleri izole bir şekilde öğrenirseniz konuşurken de tek tek kelimeleri dizmeye çalışacaksınız. "Çocuk neydi, olmak fiilinin geçmiş zamanı neydi, -iken nasıl diyorduk" gibi bir süreç olacak zihninizde. Ve sonra bunları birleştirmeye çalışacaksınız. Ama eğer bunu bir bütün olarak öğrenirseniz hem ihtiyaç duyduğunuzda rahatlıkla kullanabilirsiniz hem de çocuk kelimesini değiştirip bu yapıyı içeren onlarca farklı cümle kurabilirsiniz. Örneğin "Ben 10 yaşımdayken, ben eski işimdeyken, ben Almanya'dayken" gibi cümleleri sadece çocuk kelimesini değiştirerek kurabilirsiniz. Dolayısıyla tek tek kelime öğrenip gramer kurallarına göre onları dizmek yerine bütün cümleler veya bu gibi cümlecikler öğrenmek çok daha etkili. Yine aynı şekilde gramer konularını da tek tek detaylı olarak öğrenmeyin. Öğrendiğiniz cümle veya cümlecikler üzerinden yüzeysel olarak ilgili gramer yapısının ne anlam verdiğini öğrenin. Böylece dil öğrenmek teoride, formüllerde boğulmak yerine çok daha keyifli ve verimli bir aktiviteye dönüşür.

DİL ÖĞRENİRKEN ELBETTE HATALAR YAPACAKSINIZ

Sizce Türkler neden dil öğrenme konusunda zayıf? En büyük hatayı nerede yapıyoruz?

Türkler, İtalyanlar, İspanyollar, Japonlar, Koreliler ve birçok toplum dil öğrenme konusunda zayıf. Çünkü bu ülkelerin hepsinde dil eğitimi teorik. Dil öğrenmeyi bir öğretmenin size öğretebileceği bir şey olarak görüyoruz. Ancak dil bir bilgiler bütünü değil. Bir başkası size bilgi verir gibi anlatarak dili veremez. Dil bir beceriler bütünü. Bunlar işitme, okuduğunu anlama, konuşma, cümleleri analiz edebilme gibi beceriler. Bunları ancak siz kendi bireysel çalışmalarınızla edinebilirsiniz. Eğitmenler yol gösterici olabilir fakat dile ayırdığınız zamanın en az yüzde 80'i bireysel çalışmalardan oluşmalıdır. Ve tabii ki bu çalışmalar teorik bilgiler öğrenmek yerine yine işitme ve konuşma gibi becerileri geliştirecek teknikler içermeli. Son olarak saydığım toplumların hepsinde hata yapmaya karşı bakış açışı fazlaca negatif. Dil öğrenirken yüzlerce hata yapacaksınız. Eğer hata yaptığınızda başta siz kendinizi sonra başkaları sizi kınıyorsa motivasyonunuzu korumanız çok zor. Türkiye'de internette Türkçe yazarken dahi yazım yanlışlarını en sert üslupla eleştiriyoruz. İngilizce konuşmak, yazmaktan korkmamız sürpriz değil.