Bir çocukluk hikâyesi: Yıldız Tozu

Mustafa Kutlu okurları her Eylül'de Kutlu'nun yeni çıkacak hikâyelerinin yolunu gözlerdi. Görünen o ki artık sinemaya uyarlanan eserleri için gün sayacağız. Ahmet Sönmez'in yönettiği Kutlu'nun tek çocuk hikâyesi olan Yıldız Tozu, 22 Eylül'de vizyona girecek. Yönetmen Sönmez ile bu çocukluk hikâyesini ve filmin yolculuğunu konuştuk.

GÜLCAN TEZCAN / gulcantezcann@gmail.com

Elveda Katya, Trileçe gibi filmleriyle tanıdığımız, yakın zamanda TRT'nin dijital platformu Tabii'de yayınlanan Son Gün ile çokça konuşulan yapımcı, yönetmen Ahmet Sönmez, Mustafa Kutlu'nun aynı adlı eserinden sinemaya uyarladığı Yıldız Tozu'nun seyirci ile buluşması için gün sayıyor. Film 22 Eylül'de vizyona girecek. Osman Sınav'ın uyarlaması olan Uzun Hikâye'nin ardından bu kez bir çocukluk anlatısı olan Yıldız Tozu'nun beyazperdeye taşınacağı haberi Kutlu okurları arasında heyecanla karşılanmıştı.

Yönetmen Ahmet Sönmez de sıkı bir Mustafa Kutlu okuru. Pek çoğumuzun çocukluğundan izler taşıyan filmin seyirciyi özlediği aile ilişkileri ile örülü bir atmosfere götüreceğini anlatan Sönmez, Yıldız Tozu'nun bir çocuk değil çocukluk filmi olduğuna dikkat çekiyor. Sönmez ile hem yeni filmini hem de Son Gün'ü konuşmak üzere buluşuyoruz. "Sette bile yanımdan ayırmadım" dediği nargilesi eşliğinde sohbet ediyoruz.

Kutlu'nun perdeye taşınabilecek çok fazla hikâyesi var. Neden bu çocukluk hikâyesinden başladınız soruma şöyle cevap veriyor: "Diğer hikâyelerini film yapmak hep aklımda vardı. Ama onu film yapmak aklımda yoktu. Büyük oğlum altı, yedi yaşlarındayken Yıldız Tozu'nu aldım ona. Okuduğunda 'Baba bunu film yapar mısın' demişti. Okudum 20 sayfa. Baktım Yıldız Tozu benim de çocukluğum. Ağrı'da yetişmiş biri olarak bisiklet hayali, bisiklet paylaşamama durumu, o atmosferi hepimiz yaşadık ve çok sıcak geldi bana. O tarz hikâyeler artık hiç yapılmıyor. Türkiye'de 30 yıldır çocuklar üzerine aile ile ilgili yapılan hikâyeler çoğunlukla animasyon ve fantastik hikâyeler. Gerçeğin ötesinde sanal anlatımlar. Kız Kardeşim Mommo ve İftarlık Gazoz gibi işler de daha çok karakter üzerine giden yapımlar."

Yıldız Tozu'nda ise özlediğimiz 'çocukluk' hallerinin peşine düştüğünü anlatan Sönmez,

kitaba çok sadık kaldığını ve Kutlu'nun hikâyesini bozmadan sadece varolan bir karakterin hikayesini büyüttüğünü söylüyor: "Feridun Dayı karakteri sadece Almanya'dan gelip bisikleti getiren ve hikâyeyi başlatan adamdı. Biz film olabilmesi için kurmaca tarafını o dayıya bir yan hikâye yazarak güçlendirdik. Diğer unsurların hepsi Mustafa Kutlu'nun hikâyesindeki var olan anlatımlar."

TAŞRA KARANLIK DİYENİN RUHU KARARMIŞ

Yıldız Tozu'nun insana 'iyi hissettiren' ve 'aile' olma hâline vurgu yapan bir yanı olduğunu da sözlerine ekleyen Sönmez, "Bayramdan bayrama görüşen kardeşler, aileler var. Uzun yıllar anne babasını görmeyenler var. Görüntülü konuşuyor artık herkes birbiriyle. Artık birebir temas, dokunmak, aile ilişkileri bir ekrana sıkıştırılırdı. Eskiden annenin, babanın karşısına oturuyordun, birbirimizle olan iletişimimiz, göz göze bakışımız ve birbirimizi maddesel olarak algılamamız başka bir duyguydu. Artık onları görme alanın sadece o ekranla sınırlı. Hissiyat da o kadar. Bu, aile ilişkilerini zayıflatan bir durum. Bayram mesajları, toplu mesajlar, görüntülü konuşmalar gidip anne babaya, kardeşe sarılma duygusunu verir mi?" şeklinde konuşuyor. Sönmez, "Filmden çıkarken ben bir kardeşimi, ailemi arayayım diyecekler o duyguyu yaşatacağız." sözleri ile iddiasını ortaya koyuyor.

Filmi Erzincan Kemaliye'de çektiğini anlatıyor Ahmet Sönmez ve devam ediyor: "Mustafa Kutlu Erzincanlı. O hikâyeyi orayı hayal ederek yazmış. Ben de bu filmi orada çekmeliyim dedim. Kemaliye çok fantastik, masalsı bir yer. İnşaallah hep böyle kalır, bozulmaz. Resimleri, sinematografisi çok güçlü bir filmimiz var. Muhtemelen hepimiz Anadolu'nun bir köyünden, şehrinden geldik. İzleyenler bizim oralar da böyleydi, ne kadar güzelmiş bizim oralar diyecek." Sinemamızda artan kötücül taşra filmlerine de tepki gösteren Sönmez, "Taşra'nın karanlık olduğunu düşünenlerin bence burada ruhu kararmış. Ben oraya gittiğimde ruhum, algılarım açıldı. Bakış açım değişti. Orası taşra değil Anadolu. Bizim Anadolu irfanı dediğimiz, övündüğümüz irfanî bakışın çıktığı yerdir o topraklar. İnsanın olduğu her yerde bireysel olarak doğrular, yanlışlar vardır. Ama sosyal olarak baktığınızda bir Anadolu durumu var. Ben Ağrılıyım, şu an İstanbul Türkçesi konuşuyorum oraya gittiğimde dilim, davranışlarım otomatik olarak değişiyor." diyor.

MAVİ KUŞ DA YOLDA

Kutlu hikâyelerinin sinema için çok elverişli olduğunun altını çizen Sönmez, "Mustafa abiyi çok seven bir okuruyum. Yıllarca sinema sektöründe Metin Erksan'la, Ayşe Şasa ile birlikte olmuş bir isim. Sinemayla böyle bir teması olduğu için onun hikâyelerini senaryo yapmak çok kolay. Mustafa abi hep anlatır ya 'Ben kahvede oturur yazarım' diye. Anadolu'nun merkezinde, Anadolu irfanını özümsemiş." diyor.

Yıldız Tozu'nun ardından Mustafa Kutlu uyarlamalarına devam edeceğinin de müjdesini veriyor Ahmet Sönmez: "Kutlu hikâyelerinin sinema olması gerektiğine inanan bir adamım. Mustafa abi de sağolsun bütün kitaplarını açtı bana. 'Hangisini istiyorsan çek' diye. Bundan sonra inşallah Mavi Kuş'u yapacağız. Senaryosunu Mustafa abi yazdı. 'Ben bunun senaryosunu yazdım. İstersen al kitabı yeniden yaz, istersen benim senaryomu kullan' dedi. 'Siz senaryo yazmışsınız ben onu kullanmayacağım olur mu öyle şey.' dedim. Aldık onu bir iki düzeltme yaptık, önümüzdeki yaz Mavi Kuş'u çekmek için hazırlığa başladık. Yine Kemaliye'de çekeceğim. Beyhude Ömrüm'ü de dizi yapmaya çalışıyorum. Hatta yazdık, bitirdik. Beyhude Ömrüm merkezinde bir Anadolu hikâyesi yapmak istiyorum. Mustafa Abiden çok özel de bir izin aldım. Diziler malum uzun soluklu işler. Mustafa abinin hikâyelerine yeni karakter almak çok zor. Ama senaryoda Mustafa abinin bütün hikâyelerindeki karakterler Beyhude Ömrüm'e girip çıkacak; İyiler Ölmez'deki adam da gelecek, Tufandan Önce'deki karakterler de olacak. Cesaretimizin artması için Yıldız Tozu'nun seyirci tarafından izlenmesi lâzım.

HERKES ADALETİ SAĞLAMA PEŞİNDE

Her insanın toplumsal hayat içerisinde çeşitli roller oynadığını belirten Sönmez, insanın bütün maskelerinden sıyrıldığı saf halini anlatmayı sevdiğini söylüyor. Son Gün'ün tam da böyle bir hikayeler bütünü olduğuna dikkat çeken Sönmez, farklı toplumsal sınıflar, statüler ve katmanlardan kahramanlarını ölümle yüzleştirerek onların öngörülemez davranışları üzerinden ölümü ve insanı düşünmeye çağırıyor seyirciyi. Son Gün senaryosu, kurgusu ve meselesi ile alışılageldik dizi ve dijital platform işlerinin çok dışında bir yapım olarak beğeni topluyor.

"Sebepsiz ölüm insanoğlunun kalbini tatmin etmiyor. Kabullenmekte, inanmakta çok zorlanıyor ama birine araba çarptı öldü, sebebi belli." diyen Sönmez ölümle olan ilişkimizi şöyle anlatıyor: "Aslında kendimizi teselli etmek için bir neden arıyoruz. Bizim farklı sosyal sınıflara yaymamızın nedeni şuydu; ölmeyecekmiş gibi yaşıyoruz bir gün hepimiz öleceğiz diyoruz ama hiç kimse yarın öleceğini kendine konduramıyor. Hepimizin gelecekle ilgili planları var ve planlarımızı yapmaya devam ediyoruz. O planların içinde şu ara ölebilir miyim diye bir şey yok. Ölüm geldiği anda şok yaşıyoruz ölen kişi değil tabi çevresi için problem oluyor. İnsanoğlu bu kadar karmaşanın içinde ölümle karşılaşırsa ne yapar? Fıtrata indim. Hayatınızın her anında giyindiğiniz bazı roller var. Ancak ölüm geldiği an oynadığınız rollerin hepsi anlamını yitiriyor ve o an tek şeye odaklanıyor insan; adalet. Herkes adalet arıyor. Dizideki farklı sosyal sınıflardan karakterler en zengininden en alttakine kadar hepsi bu dünyanın adil olmadığını ve haksızlığa uğradığını düşünüyor. Ve herkes gitmeden adaleti sağlama peşine düşüyor." Sönmez, "İnsanı tatmin eden tek şey var adalet duygusu. Adalet konusunda kalbi mutmain olunca kaderle ilişkisi daha barışık oluyor." diyor.

PEKİ YA ÖLÜM OLMASA?

Hikâyenin çıkış noktası ise hayli can yakıcı. "Annem 2020'de vefat etti beyin tümörü çıktı bir anda. Ameliyat oldu, kötü huylu çıktı dördüncü evreydi 'Yapacak bir şey yok. Alın götürün' dediler. Rahmetli annem de 'Yatağımda ölmek istiyorum' deyince aldık Ağrı'ya götürdük. 21 gün ölümünü bekledim annemin. Çok acayip bir duygu. 21 gün bugün mü yarın akşam mı, şu saat mi bu saat mi? Vücudun yavaş yavaş kendini kapattığını görüyorsunuz. Bu hikâye oradan çıktı. Ben öleceğim zamanı bilsem ne yapardım acaba?" diye anlatıyor Sönmez Son Gün'e ilham veren yaşanmışlığı. İstenirse Son Gün'ün ikinci sezonuna devam edilebileceğini söyleyen Ahmet Sönmez, Son Gün'ün ardından çekmeye hazırlandığı yeni projesi The Human'da ise karakterlerini 'ölümsüzlük' ile sınayacak. Temel amacının hiçbir zaman düşünmediğimiz, var olduğunu bildiğimiz şeyleri gerçekten düşündüğümüzde neye dönüştüğümüzü ortaya çıkarmak olduğunu söyleyen yönetmen Sönmez, "Bizim inancımızda Yaratıcı ölümden sonraki ahiret hayatını gösteriyor, orada ebediyeti sana sunuyor." diyerek bu kez insanoğluna ölüm olmadan ebediyeti verirsen ne olur sorusuna cevap arayacak.