Aydilge: Ritmik küfürlerle bizi zehirleyen 'müzikçiler' var!

Sevilen sanatçı Aydilge, Akşam Cumartesi'ye konuştu: ''Ünlü olmak amaç değil, sonuç olmalı. Müzik ruhun gıdasıdır derler ama arada gıda zehirlenmesi de olur. Para ve ün için ritmik küfürlerle bizleri zehirleyen müzikçiler hep olmuştur. Müzisyen değil özellikle müzikçi diyorum çünkü müziğe sadece satılık bir ürün gözüyle bakar onlar. Çok büyük paralar da kazanırlar. Ama insanın boşalan ruhu, ne son model telefon şarjıyla ne de son model araba benziniyle dolmaz.''

ALİ DEMİRTAŞ / ali.demirtas@aksam.com.tr

Türkiye müzik sektöründe her zaman özel ve farklı bir yerde duran bir isim Aydilge. Kimi zaman enerjik şarkılarıyla çıkıyor karşımıza, kimi zamansa dramatik parçalarıyla hüzünlendiriyor bizi. Ama hangi türde söylerse söylesin sözlerini es geçmiyor, güçlü kalemiyle en iyi şekilde ifade etmeye çalışıyor sanatını ve müziğini. Yakın zamanda Evren Can Gündüz ile düet yaptığı Sahte Öpüşler parçası da öyle zira. İçinde bulunduğumuz ve tanık olduğumuz sahte, yapay ve şişirme dünyalara dikkat çeken Aydilge, aslında yaptığı müziklerin yanı sıra son günlerde sosyal medyasında yaşama ve insanlara dair düşüncelerini yayınladığı videolarıyla da adından söz ettiriyor. Biz hem bunları hem de müzik konuşmak üzere evinde bir araya geldik. Müzisyen eşi Utku Barış Andaç ile bizi ağırlayan Aydilge, sorularımızı samimiyetle yanıtladı. Buyurun o halde keyifli ve içten sohbetimize...

'BIKTIM!' DİYE HAYKIRMAK GELİYOR İÇİMDEN

Nasılsınız, şu ara hayata ve gündeme dair neler düşünüyorsunuz?

Kaybettiğimiz şehitlerimizi düşünüyorum. Ailelerini, yarım kalan hayallerini, evlere düşen ateşi... Sözün bittiği yerdeyim. Tüm cümleler, harflerini kalbime saplayıp çekip gidiyorlar sanki ağzımdan. Ne desem faydasız geliyor. Bir yandan da her gün o kadar çok yapay ve sahte dünyalara maruz kalıyoruz ki çoğumuz kendimizi yabancılaşmış hissediyoruz, ben de öyle. Evrencan Gündüz ile beraber seslendirdiğimiz Sahte Öpüşler isimli son şarkımda da bunu anlatıyorum. Çünkü "Bıktım!" diye haykırmak geliyor içimden. Bütün bu gösteriş merakından, sahte ilişkilerden, haksız başarılardan bunalmadık mı? İş yerinde, okulda, sosyal medyada enerjimizi sömüren, başarı ve zenginlik diye gözümüze sokulan şeylerin içinin nasıl boş olduğunu siz de ben de biliyoruz aslında. Çünkü yüksekte ya da havalı görünen her şeyin içi dolu demek değildir. Şair Serkan Aydın'ın da dediği gibi balonlara bakın... Balonlar, içi boş şeylerin de yükselebileceğini hatırlatır.

DİNLEYİCİMİN TEK TİP BİR KİTLE OLMAMASINDAN GURUR DUYUYORUM

Kendi müziğinizi hem içerik hem de teknik olarak nasıl tanımlıyor ve adlandırıyorsunuz?

Yıllardır konserlerimde farklı kültür ve yetiştirilme tarzından ve ekonomik sınıftan pek çok insanla hep beraber toplanıp şarkılar söylüyoruz. Kendimle ilgili en çok gurur duyduğum şey sanırım bu. Dinleyicimin tek tip bir kitle olmaması... Hatta yabancı bir arkadaşım Instagram'da konserimi görüp, "Başörtülü ve örtüsüz pek çok kadın ve erkek ne güzel bir aradalar, kardeşçe eğleniyorlar, ülkenizde çok ayrışma olduğunu düşünüyordum, böyle bilmiyordum." demişti. Evet, yıllardır kadınları sırf tesettürlü oldukları için yobaz veya cahil olarak tanımlayanlar var. Kimilerince de açık giyinen kadınlar teşhirci veya ahlaksız olarak tanımlanıyor. Ama bu kutuplaşmanın ötesinde bir arada şarkılar söyleyebilen, birbirinin yaşam alanına saygı duyan, tüm farklılıklarına rağmen, yan yana ve can cana durabilen bir çoğunluk da var ve bu halimiz çok güzel. Tek tip bir çiçek buketi değil, farklı çiçeklerin oluşturduğu kocaman bir bahçe gibiyiz. Şimdi bu sözlerimi okuyup, "Duyar kasma" diye sözlerimi değersizleştirmek isteyenler olacaktır çünkü bazı insanlar ancak başkalarını aşağılayarak var olduklarını hissedebiliyor ve hep kötü şeyler konuşulsun istiyorlar. Ama iyi şeyler de var ve acil kan kadar acil iyi insanlara ve iyilikleri duymaya da ihtiyacımız var.

ÜNLÜLER ARASINDA EVLİLİK BASİT BİR HAVA DEĞİŞİKLİĞİ EDASINDA YAŞANIYOR

Eşiniz Utku Barış Andaç da bir müzisyen... Bu mesleki ve özel hayatınızdaki paylaşımlarınızı nasıl etkiliyor? Onunla diyaloğunuz nasıl, evliliğinizde neyin biricik ve farklı olduğunu düşünüyorsunuz?

Biz birbirimizi ilk gördüğümüzde güneşle el ele tutuşmuşuz gibi çarpıldık. Sanki hep biliyorduk birbirimizi de yeniden kavuşmuşuz gibiydi. Çok mucizevi bir duyguydu. Ama bu aşkı asla sömürmedik, hep üzerine titredik, dikkat ettik. Tabi ünlüler arasında evlilik de çoğu zaman basit bir hava değişikliği edasında yaşandığı için uzun soluklu ilişkiler şaşırtıyor insanları. O yüzden çok güzel yorumlar geliyor genelde. Ama bir sözlüğe, benim çok çirkin olduğumu, bu kadar yakışıklı bir adamı tavladığıma göre bende çirkin şansı olduğunu yazmış bir kadın. Böyle komik yorumlar da oluyor tabi. Açıkçası, ben kişinin yaşayacağı en önemli ilişkinin kendisiyle kurduğu ilişki olduğuna inanıyorum. Bir insanın kendine veremediğini bir başkasından yani sevgilisinden, eşinden beklemesi gerçekçi değildir. Eğer kendinize şefkat göstermezseniz, değer ve önem vermezseniz karşı tarafın bunu vermesini beklediğinizde çoğu zaman hüsrana uğrarsınız. Kendinizle bu doğrultuda nitelikli bir ilişki halindeyseniz, ruhunuzun eşiyle buluşmak için fallara, gurulara, dolandırıcılara ihtiyacınız kalmaz. Kalbiniz size yeter. O kalbe gelen misafir de ayakkabılarını çıkarıp öyle içeri girer.

Onun müziğini seviyor musunuz?

En ilgi ile takip ettiğim sanatçı, eşim Utku Barış Andaç. O sadece bir keman sanatçısı değil, aynı zamanda çok iyi bir eğitmen. Şimdi Ataşehir Gençlik Senfoni Orkestrası'nın da şefliğini üstlendi. Onu hem bir keman sanatçısı hem bir müzik eğitmeni hem de bir maestro olarak çok takdir ediyorum. Benim temel eğitimim Türk musikisidir ama onun sayesinde klasik batı müziği ile ilgili de kendimi geliştirme şansı elde ettim.

PARA VE ÜN HAYATIMIZI ANLAMLI KILMAYA YETMİYOR

Son zamanlarda sosyal medyadaki paylaşımlarınızla da dikkat çekiyorsunuz. Bu bağlamda sosyal medyanın gücü ve doğru kullanımı ile ilgili neler söylemek istersiniz?

Bıçakla ekmek de kesebilir, insan da öldürebilirsiniz. Sosyal medya da öyle. Beni en çok rahatsız eden konu zorbalık. Takipçi sayısı fazla diye, diğerlerini aşağılayan, parasıyla puluyla hava atan pek çokları yüzünden insanlar kendilerini haksızlığa uğramış ve çaresiz hissediyor. Yalnız olmadıklarını ve yalnız olmadığımı hissetmek için videolar çekiyorum. Jim Carrey' nin önemli bir sözü var: "Dilerim bir gün herkes para ve üne kavuşur ve aradıkları şeyin bu olmadığını anlarlar." Evet para ve ün hayatımızı anlamlı kılmaya yetmiyor. Anlam arayışımı, bulduklarımı, hissettiklerimi paylaşıyorum. Bir nevi yara kardeşliği kurmaya çalışıyorum. Çünkü insan kardeşini, benzerini, yaralarından tanır. Hepimiz insan olmayı yara aldığımız yerlerden öğreniriz aslında.

Karakterinizde en öne çıkan özelliğiniz nedir? Kendinizde en çok neyi seviyor ve en çok neyi sevmiyorsunuz?

Sabırsız olduğum için bazen çok zorlanıyorum. Belirsizliğe tahammülüm ne yazık ki zayıf. O konuda kendimi geliştirmeye çalışıyorum. Kendimde en çok sevdiğim şey ise empati yapabilmem sanırım. Bir de hâlâ pek çok konuda kalbim acıyor. Pek çok insanda o da yok.

Çocukluğunuza ya da geçmişinize dair en çok neyi özlüyorsunuz?

Babam doktor. Hastaları nedeniyle bazen çok geç gelirdi eve. Gelirken de böğürtlenli pasta alırdı. O anlar geldi aklıma birden siz sorunca. Canım babacım. Allah uzun ömür versin.

HER PARLAYAN ŞEY ALTIN DEĞİLDİR

Türkiye müzik sektörü hakkında ne düşünüyorsunuz? Eleştirdiğiniz noktalar nedir, çözülemeyen sorunlar olduğunu düşünüyor musunuz?

Müzik sektöründe de her alanda olduğu gibi bizi engelleyenler, önümüzü kesenler, haksızlık yapanlar olacak. Hak etmeyen insanlar çok hızlı yükseldiğinde büyük bir hayal kırıklığı yaşıyoruz ama unutmayın onları yükselten eller aynı zamanda tasmalarını da tutar. Biz buna uymadığımızda, en azından özgür kalırız. Belki başkaları kadar çok ve çabuk parlayamayız. Ama her parlayan şey, altın değildir. Ünlü olmak artık çok kolay. Tuhaf bir hareket yapın, çekin koyun ya da başka bir ünlüye iftira atın mesela, hemen ünlü olursunuz. Ama ünlü biri olmanız, bir karakteriniz olduğu anlamına gelmez. Müzik sektörünü nasıl iyileştirebilirize gelince, Kızılderililerin bir sözü geliyor aklıma. Dış dünyanın tüm yüzeyini, ayağımız acımasın diye deriyle kaplayamayız. Ama en azından kendi ayaklarımızı kaplayabiliriz. Yani öncelikle kendi kalbimize sahip çıkalım.

ÜNLÜ OLMAK AMAÇ DEĞİL, SONUÇ OLMALI

Müzisyen olmak isteyen gençlere neler söylemek istersiniz, sizce kendilerinde hangi sorulara yanıt verdikten sonra bu yola baş koymalılar?

Müzisyen mi olmak istiyorlar, yoksa ünlü mü, önce bunu iyi ayırt etmeleri lâzım. Ünlü olmak amaç değil, sonuç olmalı. Müzik ruhun gıdasıdır derler ama arada gıda zehirlenmesi de olur. Para ve ün için ritmik küfürlerle bizleri zehirleyen müzikçiler hep olmuştur. Müzisyen değil özellikle müzikçi diyorum çünkü müziğe sadece satılık bir ürün gözüyle bakar onlar. Çok büyük paralar da kazanırlar. Ama insanın boşalan ruhu, ne son model telefon şarjıyla ne de son model araba benziniyle dolmaz. Bayat bir keki istediğin kadar kremayla kapatıp örtsen de alttaki bayat kek yine seni zehirler. Müzisyen olmak istiyorsanız, tüm bu kremaların altındaki zehirli kek olmayı reddetmelisiniz. Kalbinizin fırınından taptaze, el emeği, göz nuru besteler yoğurmanız gerek. Sırf ünlü olmak için hızlıca kremayla kaplanmaya razı gelirseniz, o kremayla sizi süsleyip zirveye koyanlar, sonra istediklerini alamadıklarında sizi dımdızlak ortada bırakırlar.

UĞRADIĞIM ZORBALIĞI ŞARKI YAPACAĞIM

Gelecek için planlarınız nedir, örneğin yeni bir albüm ya da parça çalışmanız var mı? Hem mesleki hem de de sosyal hayatınız bağlamında gelecekten beklentiniz nedir, nerede olmak ve ne yapmak istiyorsunuz?

Bestelerimi ve sözlerimi yazmaya devam ediyorum. Bir sonraki şarkım da zorbalık üzerine olacak. Hatta kendi yaşadığım bir olaydan esinlendim. İlk albümümü çıkardığım yıllarda, çok genç ve tecrübesizdim. O dönem çok meşhur olan bir programcı, beni bir jenerik kaydı için ofisine çağırmıştı. Ortam çok kalabalıktı. Laf arasında onun programından önce başka bir programa çıktığımı öğrenince, birden herkesin ortasında bana "Gerizekalı bu, ay salak bu, sen hakikaten salaksın" gibi defalarca hakaret etti. O kadar şaşırdım ki. Etrafındaki insanlar ise onun böyle konuşmasına alışmışlar. Ben önce dondum kaldım. Sonrasında da kendimi tutamayıp ağlamaya başladım. Zorbalık yapmaya o kadar alışmış ki ağlamama şaşırıp, bu sefer de aşırı duygusal olmakla suçladı beni. "Sen bu duygusallıkla bu sektörde var olamazsın." dedi bana. Ben ise tam da bu duygusallık sayesinde var oldum. Ama ben onun gibi başkalarının acısı üzerinden ego tatmin eden bir zorba olmayı reddediyorum. Onun yerine, kalbimdeki yara izlerinden şarkılar yapmaya devam ediyorum.

Fotoğraflar: Çağrı Çapık