Yazarlar

Ufuk Ulutaş

Ufuk Ulutaş

Derinleşen Türkiye-Rusya ilişkileri

Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Putin, 15 Temmuz 2016’dan beri 18’i yüz yüze ve 38’i telefonda olmak üzere toplam 56 kez görüşmüş. Bu yoğun görüşme trafiğinin iki temel yönü var. Birincisi, ikili ilişkileri geliştirmek için artan temas söz konusu. Ticaretten ikili siyasi konulara kadar geniş bir yelpazede sınamalardan geçen Türkiye-Rusya ilişkilerini güçlendirmek amacıyla iki lider defaten bir araya gelmiş. İkincisi ise bölgesel meselelerin çözümü için özellikle Suriye konusunda birtakım ilerlemeler kaydedilebilmesi için görüşme trafiği artmış. 

Hem iki ülkenin hem de bölgenin selameti için iki liderin sıklıkla görüşmesi elzem. Ve bunun somut sonuçlarını görebildiğimiz yakın zamanda gerçekleşmiş birçok dosya var. Örneğin İdlib tam da bu temasın doğrudan bir sonucu olarak karşımıza çıkmakta. Eleştirel Batı’nın bile övgüyle söz ettiği İdlib mutabakatı, iki liderin ve ekiplerinin yoğun çalışmalarıyla mümkün oldu. Bu mutabakat binlerce insanın yaşamı kurtardı ve beraberinde oluşacak insani krizleri engelledi. Yine bu temaslar sayesinde büyük yatırım kararları, projeler ve artan ticaret hacmi mümkün oldu ki bu durumdan her iki ülke de istifade etti.  

Soğuk Savaş yıllarının dinamikleriyle bu ilişkinin okunması yanlış ve Türkiye açısından anlamsız tartışmalara sebep oluyor. Her Erdoğan-Putin görüşmesinden sonra Türkiye-Rusya yakınlaşmasından bir eksen çıkarma çabası işlerlik kazanıyor. Bu çabayı Batı’nın Türkiye’ye karşı rezervasyonunu derinleştirmek için araçsallaştıranlar var; Türkiye’nin çabalarını doğru okuyamadığından veya Soğuk Savaş paradigmaları dışında düşünemediğinden tıkananlar olduğu gibi. 

Oysa Türkiye ısrarla söylediği ve uygulamaya döktüğü gibi ne bir eksen arayışı içerisinde; ne de bir devlet veya grup ülkeyle ilişkilerini diğerine alternatif olarak görmekte. Tüm sorumluluklarını yerine getiren ve birçok üyeden daha fazla katkıda bulunan bir üye ülke olarak NATO’yla ilişkilerimiz, Rusya’yla ikili ve bölgesel meseleler ekseninde kurduğumuz yakın ilişkiye mani değil. Tersi de geçerli. Bu noktada Türkiye’yi Soğuk Savaş yıllarından kalma bir cephe ülkesi olarak addetme yaklaşımı, Türkiye’nin bölgeleri birleştiren merkez bir ülke olduğu gerçeğini göz ardı etmeye devam ediyor.  

Türkiye, karşılıklı bağımlılığa dayanan ilişkilerini birçok ülkeyle derinleştirirken, bu ilişkiden etrafımızı çevreleyen bölgelerin de istifade etmesi için azami gayret gösteriyor. İnisiyatifler alarak NATO üyeliğimizi nasıl dünya barışı için kullanıyorsak, Rusya dahil diğer ülkelerle güçlenen ikili ilişkilerimizi de bölgesel istikrar ve barış çabaları için mobilize ediyoruz. Bu anlayış dışında yapılan tartışmalar yapay kalmaya mahkum.

Ufuk Ulutaş Diğer Yazıları