Yazarlar

Hüseyin Besli

Hüseyin Besli

atifhuseyin@gmail.com

Geldiğimiz yer

İsmail Kılıçarslan dünkü, ‘Muhafazakar orta sınıf nasıl delirdi?’ başlıklı yazısını, “Yola çıkarken buraya geleceğimize hiç birimiz ihtimal vermemiştik.” hüküm cümlesiyle bitiriyor. 

Oysa; her birimiz değil ama önemli bir kısmımız yola çıkarken ya da yol alırken bugünkü bulunduğumuz yere geleceğimizi/gelebileceğimizi biliyordu. 

Çünkü; kendisini muhafazakar olarak tanımlayan herkesin az veya çok vaiz dinlemişliği vardır ki o sohbetlerde en çok dile getirilen geçmiş kavimlerin halleridir. 

Ayrıca, biliyoruz ki nice oku-yazarımız nice, tefsir halkalarında ve siyer okumalarında yer almıştır. 

Dolayısıyla en azından Kur’an’daki geçmiş kavimlerin kıssalarını bilirler. 

Yine az çok tarih bilenlerimizde keza geçmişte vuku bulan olayların aynı şartlar ve ortam oluştuğunda tekrarlanabileceğinden haberdardır. 

Özellikle 80’lerden sonra muhafazakar kesimde sosyoloji okuyanların sayısı neredeyse geometrik biçimde artmış olduğundan; onlar vasıtasıyla da benzer şart ve ortamda benzer sosyal olayların yaşanacağını da biliyorduk… 

Bu noktada sorulacak hayati soru; 

Madem ki biliyorduk/kestiriyorduk/öngörüyorduk bugüne gelişi niçin öteleyemedik? 

Bu soru önemli ve can yakıcı olduğu kadar ters istikamette bir cümleye de açık; 

Belki de bu bilgi sayesinde bugünlere kadar gelebildik. 

Demem o ki; (bir TV programında da dediğim gibi) bahusus Ak Parti’nin, genel anlamda muhafazakarların/dindarların geçen 15-20 yıl içinde yaptıkları hataları tespit ve dillendirme konusunda bir yarış yapılırsa ben o yarışmanın iddialılarından birisi olurum, herkesten daha uzun bir liste yapabilirim.  

Ancak; hiçbir gerekçe İstanbul’u CHP zihniyetine teslim etmenin mazereti olmaz. 

Hiçbir gerekçe bizi İstanbul’a sahip çıkma sorumluluğundan azad etmez. 

Hiçbir hal bizim ‘evimizi’ koruyamama acziyetimizi hafifletmez… 

23 Haziran İstanbul seçiminin en önemli belirleyici unsurlarından birinin Kürt oyları olması vesilesiyle; 

“Kurultay Başkanı tarafından yapılan sayımdan, CHP’nin 1938 yılı sonunda, yani partinin kuruluşundan 15 yıl sonra dahi, Ağrı, Diyarbakır, Elazığ, Muş, Mardin, Siirt, Urfa, Van, Bingöl, Bitlis, Hakkari ve Tunceli illerinde parti örgütünün bulunmadığı anlaşılıyor…” (Cemil Koçak, Türkiye’de Milli Şef Dönemi) 

Yani; ülkede tek parti var, başkasına izin verilmiyor ve o parti ülkenin bir bölgesinde örgütlenme ihtiyacı duymuyor, yok sayıyor. 

Hüseyin Besli Diğer Yazıları